22 Ağustos 2018 - Çarçamba / 00:16
Yeşilırmak Gazetesi
 
 

Amasya Özgür-Der Temsilciliği bu hafta ayet ve hadisler ışığında “Kibir” konusunu işledi

Her hafta cuma günü akşamları Ovasaray köyünde bir konu başlığıyla tefsir ve hadis dersleri devam ediyor...
Bu haber 1 hafta önce eklenmiş

Her hafta cuma günü akşamları Ovasaray köyünde bir konu başlığıyla tefsir ve hadis dersleri devam ediyor.

Bu haftadaki tefsir ve hadis dersinde “Kibir” konusu işlendi.
KİBİR (BÜYÜKLENME)
Ayet: Allah’ın âyetleri hakkında, kendilerine gelmiş bir delilleri olmaksızın tartışanlar var ya, onların kalplerinde ancak bir büyüklük taslama vardır. Onlar, tasladıkları büyüklüğe asla ulaşmazlar. Sen Allah’a sığın. Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.
Hadis: İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm: "Kalbinde zerre miktar kibir bulunan kimse asla cennete girmeyecektir!" buyurmuştu. Bir adam: "Kişi elbisesinin güzel olmasını, ayakkabısının güzel olmasını sever!" dedi. Aleyhissalâtu vesselâm da: "Allah Teâla hazretleri güzeldir, güzelliği sever! Kibir ise hakkın ibtali, insanların tahkiridir" buyurdular."
Kibir, kendini beğenme olarak tanımladığımız ucbdan doğmakta olup; kişinin kendisini başkasına göre üstün görmesidir. Ucb kişinin sadece kendisiyle alakalı olup, hiç kimseyi dikkate almadan sadece kendisini beğenmesi iken; kibir için en az bir kişinin daha olması ve kendisini ona karşı üstün görmesi gerekir. Kibirde önce insan kendini bir mevkide görür, sonra bir başkasını da bir mevkide görür; sonrada kendi mevkisini ondan üstün görür ve bundan haz alır; kalbinde sevinç, ferahlık, taşkınlık oluşur; şişer ve ululanır.

Kibrin hakikatına 40.Mümin Suresi 56. ayette değinilmiş olup, kişinin aslında ulaşamayacağı bir büyüklük – büyüklenme arzusu – hırsı peşinde koşmasıdır. Kibir iç ve dış olarak ikiye ayrılıp, vücut azalarında, söz hal ve hareketlerde görülen dış kibir; içteki kibrin bir yansımasından ibarettir. İçte oluşan bu büyüklenme duygusu, dışta bazı söz, tavır ve hareketlere yol açar ki, buna kibirlenmek diyoruz.
Kibirlenen insan, kibirlendiği kişiyi kendine göre düşük ve hakir görmeye başlar. Onu bir yardımcı gibi görüp, onu yanına yaklaştırmaz ve onun yanına gitmez. Ona karşı kibri hafif ise, beraber bulunduğu meclislerde ve yollarda onun önüne geçer, önce onun selam vermesini ve konuşmasını umar.
Kibirlenen insanın, bu kibrinin yansıması çok değişik şekillerde olabilir. Kibirli insan, Allah indinde gerçek büyüklük (ekrem) olan takvanın gerektirdiği, kendisine başkasını tercih etme, kendisi için sevdiğini başkası içinde sevme, kendisini genel insanlık yönüyle diğer insanlardan, iman ve amel yönüyle diğer müslümanlardan aşağıda görme gibi güzel ahlak hasletlerinden uzaktır. Kin ve hiddetten kurtulamaz, güzel nasihatte bulunamaz ve böyle nasihati kabul etmek bir yana,dinlemeye bile tahammül edemez.
Kibir tevhide açıkça aykırı çok büyük, hatta en büyük kalp hastalığıdır. Kibir, haktan habersiz cahil insanların genel ahlakı iken, haktan haberdar olan ve hak için mücadele eden samimi müslümanlara da mübtela olabilen ve maalesef çok fazla görülen; kişiyi halis imandan ve salih amelden alıkoyan, müslümanların biraraya gelip birliktelikler oluşturmalarını ve hak için beraberce mücadelelerini engelleyen bir hastalıktır.
7.Araf Suresi 13 ve 146, 40.Mümin Suresi 27, 35 ve 56, 59.Haşr Suresi 23. ayetlerin okunmasından da anlaşılacağı üzere; büyüklük (Kibriya – Allahu ekber) sadece Allah’a mahsus olup, kalbinde zerre miktarı büyüklük duygusu bulunun kişi, şeytan ve firavunla aynı konuma gelmeye aday bir yola girmektedir. Eğer bu duyguyu yok edemezde, gittikçe büyüyerek kalbe yerleşirse, şeytanın dost ve yardımcısı ve ahiret arkadaşı olmaya adaydır.
Kibrin çok çeşitleri ve dereceleri olmakla beraber en kötüsü; 6.Enam Suresi 93, 7.Araf Suresi 146 ve 40.Mümin Suresi 56 ve 60. ayetlerde söz konusu edilen; hakkı öğrenmeye, onu kabul edip boyun eğmeye engel olanıdır.
 Kibrin Kısımları;
Birinci Kısım; Allah’a karşı gösterilen kibir olup, Allah’a kulluktan/ibadetten alıkoyar. 4.Nisa Suresi 172 ve 25.Furkan Suresi 60. ayetlerde ve pek çok ayette buna değinilmiştir. Bu kibir, şeytanın bile yapmadığı bir şeydir. Çünkü şeytan Allaha karşı değil, Adem (as)’e karşı kibirlendi. Bu kibre kapılanların iflah olmaları çok zordur.
İkinci Kısım; Peygamberlere ve getirdikleri hakka karşı kibir olup, hakka iman etmemeyi ve peygamberlere uymamayı getirir. 2.Bakara Suresi 89, 23.Müminin Suresi 34 ve 47, 27.Neml Suresi 14. ayetlerde ve pek çok ayette değinilmiştir. Allah’a karşı kibirden hafif ise de, kurtulmak çok zor olan ve çok büyük çaba gerektiren bir durumdur.
Üçüncü Kısım; Daha önce açıklamaya çalıştığımız, diğer insanlara karşı olan kibirdir. Diğer iki kısımdan daha hafif isede, özellikle Allah’a karşı haddi aşmak olduğundan ve kendisine ulaştırılan hakikatleri kabul etmeyerek gazaba ve delalete düşmeye sebeb olduğundan; kalpte zerre kadar bile olsa bırakılmayacak şekilde tedavisine uğraşmak, asla vazgeçilmemesi gereken nefis tezkiyesi uğraşılarından olmalıdır.
Kibrin Sebebleri; İnsan kendisini başka insanlardan büyük görmedikçe kibirlenmez. Kendini büyük görmesi ise, kendisinde dünyevi yada imani büyüklük sıfatlarının olduğunu vehmetmesiyle oluşur.
Birinci Sebeb; Sözde ilim sahipleri arasında kibir süratle yayılır. Bu kibir halka karşı ve ahirete karşı olmak üzere ikiye ayrılabilir.
Halka karşı kibirde; sözde alim, hemen ilmin şerefiyle şereflenmek isteyip; kendisinin ilmin yüksekliğiyle süslendiğine inanır ve kendini yüksek, halkı hakir görür. Onlardan her zaman hürmet ve saygı bekleyip, gördüğü hürmetide kendi hakkı olarak telakki eder. Halk onu takdir ederken, o onları takdir etmez; onlar ziyarete gelirken, o onlara ziyarete gitmez.
Ahiret hakkında kibirde ise; ilmi sayesinde kendisini herkesten daha ziyade Allah’a yakın ve üstün kabul edip; başkaları hakkında endişe duyarken, kendini emniyette hisseder. Aslında böyle insanlara alim değil, zır cahil demek gerekir. Çünkü gerçek ilim, 96.Alak Suresi 1’den 8’e kadar olan ayetlerde açıklandığı üzere; insanın kendisini ve Rabbini (haddini) bilip, son nefesine kadar cehennemden kurtulamamaktan korkmasıdır.
Dolayısıyla, kendilerini cahil ve günahkar olarak görüp, böyle insanlara alim diyerek saygı gösterenler; onlardan daha fazla hadlerini bilmekte ve onlara saygı göstermeyi, Allah’a bir saygı olarak düşünmekte olduklarından, onlara nisbetle daha alimdirler.
Gerçek ilim, insanın dünyada ve ahirette Allah’tan kendini emniyette hissetmesini değil, gittikçe daha fazla korku ve endişe duymasını; her geçen gün Allah’a karşı huşu, kullara karşı tevazusunun artmasını sağlayan ilimdir.
Nitekim, 25.Furkan Suresi 61’den 77’ye, 35.Fatır Suresi 28, 52.Tur Suresi 25’ten 28’e ve 70 Mearic Suresi 19’dan 35’e kadar olan ayetlerde, gerçek alimlerin özellikleri ana hatlarıyla açıklanmıştır.
 Aslında ilmin insanın tevazusunu ve haşyetini arttırması gerekirken, tam tersine sebeb olmasının üç ana nedeni vardır.

1-Uğraştığı ilmin, 35.Fatır 28 ve 96.Alak Suresi 1’den 8’e kadar olan ayetlerde açıklanan, kulun kendisini ve Rabbini (haddini) bilmeyi, ahiret özlemini ve bundan mahrum olma endişesini arttıran asıl ilim olmamasındandır. Asıl ilimden mahrum olan insanlar, asıl olmayan araç ilimlere sahip olurlarsa, bunların kibir ve güvenini artırır.
2- Asıl ilimle uğraştığı halde, bu ilimle Allah’ın rızası için değilde, maddi yada manevi başka amaçlar için uğraşmasından kaynaklanmakta olup; 2.Bakara Suresi 41 ve başka ayetlerde bu durum açıklanmıştır.
3- Asıl ilimle, Allah rızası için uğraştığı halde; ahlakı bozuk ve alçak huylu olduğu halde bu ilimle uğraşmaya başlaması ve edindiği bilgilerin ahlakını düzeltmek yerine; onu iyice kibre sevk etmesidir.

Dolayısıyla Allah’a ihlaslı bir kul olmak isteyen her müslüman, önce asıl ilmi tesbit etmeli; ardından sadece Allah’ın rızasını arayıp aramadığı konusunda kalbini sınayıp, bu konudaki niyetini doğrultmalı ve sağlamlaştırmalı; sonrada nefis tezkiyesi ile alçak huylarını temizleyip, ahlakını güzelleştirmelidir.

Ahlakını güzelleştirmediği zaman, elde ettiği ilim kirli olarak kalbe girer. Yağmur suyunun kirli toprağa girdiğinde kirlenmesi ve acı meyveli ağaçta acı meyveye çevrilmesi; temiz toprağa temiz olarak girip tatlı meyveli ağaçta tatlı meyveye çevrilmesi gibi; asıl ilimde kirli huylu kimseye girdiğinde kirlenir ve zehirli meyve verir. Asıl ilim, güzel ahlaklı müslümanda korku ve tevazuyu arttırırken; kötü ahlaklı müslümanda, ahiretten eminliği ve kibri arttırır.

İkinci Sebeb; kişinin Allah rızası için yaptığını düşündüğü amellerinin artması ile, kibride artabilir ve kendilerince daha az amel yaptığını düşündüğü kişilerin; kendisini önlerine geçirmelerini ve kendisine saygı göstermelerini arzular. Kendisinden başkasını helakte, kendisinin kurtuluşta olduğunu sanır. İnsanlar helak oldu demek, bu kibrin belirtisidir. Aslolan, kendini helakte; diğer insanların ise, amelleri yetersiz görünse bile, kendilerine özgü mazeretleri ile, kurtuluşa daha yakın olduklarını kalbin kabul etmesidir. Çünkü kişi kendi kalbine vakıf iken, onların kalbine vakıf değildir ve 53.Necm Suresi 32. ayette belirtildiği üzere, hiç kimsenin nefsi tamamen arınmış değildir.
Üçüncü Sebeb; Irk, soy ve asaletle, ilim sahibi bir aileye mensubiyetle övünmektir. Bu durumda olan kişi, bir başkası ilim ve amelce kendinden üstün bile olsa; soy, asalet ve ailesinin durumu gibi nedenlerle onu kendisinden aşağı görür. Bazıları dahada ileri giderek, bu gibi vasıfları nedeniyle; insanları bir hizmetçi, hayvan hatta eşya olarak görür ve onlara sadece ihtiyacını giderdikleri nisbette değer verir. Bu durum, hinduların kast sistemine benzeyip; peygamber yada falan alimin soyundan olduklarını iddia edenler, bu gibi vasıfları nedeniyle diğer insanların ne yapsalar kendi seviyesine erişemeyeceklerini düşünürler. Bu vasıflara sahip olduklarnı düşünenlerin bu kibirden kurtulması neredeyse imkansız denecek kadar zor olup; çok ciddi ve kesintisiz bir nefs tezkiyesi gerektirir.
Dördüncü Sebeb; Boy post gibi vücut özellikleri ile kibirlenmek olup, daha ziyade kadınlarda görülür. Servet, dünyevi mevki ve makamlar; eşler, çocuklar hizmetçi ve yardımcılar; grup, cemaat, kuvvet kahramanlık ve güç ve akla gelebilecek diğer hususlarda kibre sebeb olan önemli hallerdendir. Tüccar sermayesi, çiftçi tarlası, patron işçisi, baba çocukları, alim talebeleri, amir memurları ile kibirlenir. Nitekim, 18.Kehf Suresi 32’den 44’e kadar olan ayetlerde anlatılan iki bahçe sahibi kıssası, bu alanlardaki kibirlenmeyi açıklamakta ve Allah’a şirk koşmak ve ahireti inkar anlamına geldiğini belirtmektedir.
Kibrin Yansımaları; Buraya kadar yazdıklarımız, kibirlenmenin sebeblerinden önemli gördüğümüz bazılarıdır. İnsanlar sahip olduğu bir şeyde, kendisinden düşük olana karşı kibirlendiği gibi; çoğu zaman, yahudilerin peygamberimize karşı kibirlenmeleri gibi, Allah katında kendisinden daha üstün olana karşıda kibirlenir.

Kibir öyle bir haldir ki, gerçekten üstünlük olmasa ve kimse tarafından üstünlük olarak görülmese bile; kişinin bir nevi üstünlük sayarak övündüğü her şey bu kapsama girer. Öyleki, günümüzde insanlar uykularıyla, çok ve boş konuşmalarıyla ve benzeri lüzumsuz; hatta zina, rüşvet, dolandırıcılık gibi açık haram olan hususlarda bile kibirlenmektedirler. Yani tevazu ve aslında hakirlik olan şeyler bile, kibir konusu olabilmektedirler. Bu nedenle bizler, kalbimizde oluşan her duygunun ve ağzımızdan çıkan her sözün, mutlaka muhasebesini yapmalıyız. Kul ne kadar kibirden kurtulursa, Allah katında o kadar yükselir ve Allah’a olan yakınlığı (garabe) artar.
Kibir insanın duruş ve davranışlarına yansır. Suratını ekşitmek, göz ucu ile bakmak, başını yukarı kaldırarak kimseye bakmamak, bacak bacak üstüne atmak, ayaklarını uzatarak ve geriye yaslanarak rahat oturmak, karşısındaki konuşurken onu dinlemediğini ortaya koyan el kol ve benzeri hareketler yapmak; davranışlara yansıyanlardan bir kısmıdır. Ses tonunda, yerli yersiz ve yalanlar konuşmasında, oturup kalkmasında kibir yansır. Bazıları, bu saydıklarımızın hepsini yada çoğunu gösterdikleri gibi, bazılarıda bunların bazısında tevazu gösterirken, bazılarında kibirlenirler.

İnsanların karşısında ayakta durmasını sevmek, beraber yürüdüğü kişinin arkasından gelmesini istemek, Allah rızası için olduğunu bildiği halde insanların ziyaretine gitmemek, ailesinin işlerini başkalarına gördürmek, eşyalarını kendisi almamak ve taşımamak, bulunduğu ortamın üstünde kıymet ve vasıfta (bazende altında) elbiseler giymek; davranışlara yansıyan kibirlerdendir.
Kibrin duruş, söz ve davranışlara yansıması; zamana, kişiye, çevreye, cinsiyete ve pek çok şeye göre değişebilir. Önemli olan, kişinin her duruş, söz ve davranışının mutlaka muhasebesini yaparak, bunlarda kibir olup olmadığını araştırması; olduğunu hissediyorsa, bundan kurtulmak için çaba sarfetmesidir.
Kibrin Tedavisi; Kibir, bir müslümanın ihlas sahibi olmasına engel olan en büyük kalp hastalıklarından olup; tamamen kurtulmak, neredeyse mümkün değildir. Tedaviye, kibrin kökünü kalpten söküp atmakla başlamak lazımdır. Bunun ilacı ise ilim ve amelden ibarettir.
Kibrin tedavisindeki ilim; Kur’anı devamlı ve tefekkürle okumakla elde edilebilir. Sadece 96.Alak Suresi 1’den 8’e kadar olan ayetler üzerinde tefekkür etmek bile, bu konuda bize hakkı göstermeye yeter. Ayetlerde açıklandığı üzere gerçek ilim, kendini ve Rabbini (haddini) bilmek olup; kul kendisini bildiğinde acizliğini, hiçliğini ve istisnasız her şeyde Rabbine muhtaç olduğunu idrak edecektir. Bunun ardından Rabbini bildiğinde ise, büyüklük (kibriya) ve azametin sadece Allah’a ait olduğunu idrak edecek ve zamanla bu bilgiler kalbinde kökleşecektir. Bu bilgiler idrak edildiği ve köklendiği derecede de, kalbinde insanlara karşı olan kibir gittikçe zayıflayacak, neredeyse yok olacak duruma gelebilecektir.

Kibrin tedavisindeki amel ise; öncelikle Kur’anı tefekkür ederek okumaya devam etmek ve namazlarını bilinçli ve şuurlu olarak kılmakla başlar. Namazda eda ettiğimiz kıyam, rüku ve secdeler ile bunları yaparken söylediğimiz tekbir ve tesbihat; sözlerin ve hareketlerin anlamını düşünerek yaptığımızda; kibrimizi kırmamızda en büyük tedavi aracımız olacaktır.



Yorumlar


 
  Yazarlar    
Aydın PELİTLİ
Yazılarını incele
Naci KONYAR
Yazılarını incele
İsa ÇOLAKER
Yazılarını incele
Zekai GÖRGÜLÜ
Yazılarını incele
Ülkümen PELİTLİ
Yazılarını incele
Atilla KIRBAŞ
Yazılarını incele
  Sayfalar    
+ İletişim
+ Amasya Tanıtım

  Genel Haberler    
  Yarınları çocuklarımız inşa edeceklerdir..  
  Amasya ili yapı izin istatistikleri, Ocak-Haz..  
  Vali Varol’dan Kurban Bayramı kutlama mesajı..  
  YEDAŞ enerji dolu bir bayram için bayramda da..  
  Bayramlar millet ve ümmet olma bilincimizi ta..  
  Varol’dan Ballıca Mağarası ile Kaz Gölü’nde i..  
  Tugay Komutanı Uğur’a veda yemeği..  
  ATSO Başkanı Kırlangıç: Yerli malı ürünler te..  
  Maaş promosyon anlaşmamız eğitim çalışanların..  
  Tüm halkımızı yerli üretime destek vermeye da..  
Tümünü Göster
  Önemli Linkler    
  Amasya Valiliği - ziyaret et  
  Amasya Belediyesi - ziyaret et  
  Aramızdan Ayrılanlar (Vefat) - ziyaret et  
  Amasya Üniversitesi - ziyaret et  
  Amasya Emniyet Müdürlüğü - ziyaret et  
  Amasya Kültür ve Turizm - ziyaret et  
  Amasya Devlet Hastanesi - ziyaret et  
  Amasya Portal - ziyaret et  
  Amasya Nöbetçi Eczaneler - ziyaret et  
  Amasya Kuyumcular - ziyaret et  
  Hava Durumu    

Amasya Hava Durumu
  Döviz Bilgileri    
 
  Yeşilırmak Gazetesi Reklam - İletişim - Kurumsal - Gizlilik İlkeleri
Yeşilırmak Gazetesi | Tüm Hakları Saklıdır © 2000-2013
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz
Tel - Fax : 0358 218 13 85 / Email : yesilirmakgazetesi@hotmail.com
Sitemiz 25 Temmuz 2006'dan itibaren  Ziyaretci Sayacı kişi tarafından ziyaret etmiştir.