19 Kasım 2017 - Pazar / 13:38
Yeşilırmak Gazetesi
 
 
Ülkümen PELİTLİ Ülkümen PELİTLİ
Yeşilırmak Gazetesinde Yazar.

Mesaj Gönder Tüm Yazıları

TÜRKİYE ÖZGÜR DEĞİLSE, BU ÜLKEDE ÖZGÜR DEĞİLİM DİYEN…….

            Ülkemizde son dönemlerde, seçim sandıkları ile yenemediği siyasi rakibini alt etme uğruna yalanları alabildiğine ve acımasızca sıralayabilen sözde özgür olmayan medya aracılığıyla, entelektüel kesimin sığındığı en büyük yalan, bu ülke özgür değil, hükümet insanlara antidemokratik uygulamalar yapıyor, insan hakları ihlalleri aldı başını gidiyor, ülkede faşist baskılar, diktatör bozuntuları bizi yönetiyor teranelerinden artık nefret etmeye başladım.

            Bu iktidar bunları yapıyor, yapmıyor diye savunmak veya yapılıyorsa yapılanları mazur göstermek değil amacım. Ama eğer varsa antidemokratik uygulamaların ülkemizde her dönemde, her siyasi parti çatısı altında ve neredeyse her kurumda yapıldığı ve yapılabileceğini örneklemeye çalışacağım.

            52 yıllık yaşantımın, yaklaşık 46 yılını net olarak hatırlıyorum. Onun içinde birçok örneği kendimden vermekte asla sakınca görmüyorum. 1971 yılındaki 12 Mart muhtırasından sonra babam Giresun Milli Eğitim Müdürlüğünden milliyetçi- muhafazakâr görüşte olması dolayısıyla Tunceli iline gönderildi. (Belki sürgün olarak gönderildik ama çocukluğumun bir yılının geçtiği o Munzur vadisindeki Tunceli insanının saygı ve misafirperverliğini de yad etmeden geçmek, kul hakkı yemek olur). Daha sonra atandığı Niğde Milli Eğitim Müdürlüğü görevi, iktidarın CHP ye geçmesi nedeni ile defalarca alınmak istendi. Fakat dönemin Milli Eğitim Bakanı rahmetli Mustafa Üstündağ’ın da babam gibi köy enstitüsü kökenli olması ve Gazi Eğitim Pedagoji bölümünden tanıması nedeniyle bir süre ertelendi. Fakat tekrar iktidarın değişmesi ve Milliyetçi Cephe hükümetinin işbaşına gelmesi sonrasında, sonradan uzun yıllar il yöneticiliğini yaptığı ve 1980 yılında siyasi yasaklı olmasına yol açan Adalet Partisi Milli Eğitim Bakanı tarafından, sen sol dönemde görevden alınmadın, o zaman solcusun denilerek tekrar görevinden alındı.

            1983 yılında başladığım meslek hayatımın ilk yılında, 14 km yayan yürüyerek ulaşılabilen ve arabası olmayan, eksi 40 derecede, yağan iki metre karın altında görev yaptığım köyde, daha bir yıllık bile değilken, senin baban sağcıydı, 1967-70 de bizim müdürümüzdü, sende öylesindir denilerek dağın başında yıllarca kapalı olan okulu açmama ve tek başına yaşam mücadelesi vermeme aldırmadan cezalandıran müfettişler ve İlçe Müdürlerinin eziyetlerini gördüm.

            1990 lı yılların sonlarında, 28 Şubat sürecinin yaşandığı dönemlerde, ideolojisine destek verdiğim parti iktidarda olmasına rağmen, diğer iktidar ortağı tarafından, insanların namaz kıldığı Kuran Kurslarına ayakkabıyla girenlere, zorla başını açtırdıkları bayan öğretmenlerin taktıkları perukları eliyle çekip almaya çalışan amirler, meslektaşlarıma karşı çıkıp mücadele verdiğim için, önüme Türkiye haritası konularak defalarca sürgünle tehdit edildim. Türlü bahanelerle soruşturma silahı kafama dayandı. Yasa dışı örgütlerin tehditlerine maruz kaldım. Çok şükür Rabbime, yılmadan ve korkmadan verdiğim mücadele de hep yanımda oldu.

            Siyasi cephesine ve partilere gelirsek de, o da başlı başına bir olay. İki tarafında en büyük kozu, kızdıklarını 1402 maskesi altında Doğu ya sürmekti. Bu ülke de, ben elimdeki beş bin hakim kadrosunu solculara değil de, ülkücülere mi dağıtacağım diyen Adalet Bakanları, bir yere memur alınacaksa, kontenjanı bölüşen ve il başkanlıklarından gelen listeleri işe alanları, topluca transfer edilen milletvekilleri, Güneş Motel olayları, fırıldak lakabı alıp parti parti dolaşan milletvekilleri, bir gecede partisinin yarısını bölüp, hükümeti diğer partiye veren cumhurbaşkanları, yoğurt kuyruğunda bekliyor diye demokrat nitelemesi yaptığımız ama kendisini seçen aynı görüşten hükümet başkanına, anayasa kitapçığı fırlatıp ülkenin 50 milyar dolarının hortumlanmasına dolaylı neden olan cumhurbaşkanları, kendi kurduğu partisini bölüp, Türk büyükleri diye nitelendirdiği yakınlarına parti kurdurup siyaset yapan cumhurbaşkanları, papatya sıfatlı eşleri, banka sahibi oğulları, yeğenleri olan Cumhurbaşkanları, siyasi tarihin gördüğü en iyi hükümetlerinden biri olan Refah yol hükümetini bir gecede alaşağı eden, medya baronları ile bakanlık kontenjanı paylaşan, onların pijamalı halleri önünde el pençe duran, Budapeşte de kumarhane de burnu kırılan, trilyon dolarlarla ifade edilen Bor Madenleri rezervlerini 2 milyar dolara özelleştirme adı altında peşkeş çekmeye çalışan, % 50 değeri 20 milyar dolar olan Telekom’un özelleştirilmesine karşı çıkan ama kendisi iktidara gelince 1.5 milyar dolara özelleştirmeye çalışan, karşı çıkan koalisyon ortağının bakanını acımasızca harcayan ve yıllarca % 20 lerle bu ülkeyi yöneten başbakanlar, 2001 krizi öncesi parasını dövize çeviren Merkez Bankası başkanları, daha onlarcasını yüzlercesini sayacağım örnekle anlatılamayacak yöneticiler, liderler gördük.

            Yakın zamanın da bundan pek farkı yok. Tüm liderler elbirliği etmişçesine sadece bir kişiye saldırmak, partisini ve oy verenlerini aşağılamak üzerine kurdukları siyasi gelecekleri çıkmaza girince katil, diktatör nitelemeleri ile arzı endam etmekteler.

            6 yılda beş seçim kaybeden bir lider, her seçimde başarılıyım deyip, karşısına son kongrede aday dahi çıkmasına cesaret edilemeyecek bir parti içi demokrasi örneği veriyor. Parti grup konuşmasında sadece bir cümle söyleyen vatandaşa, ben partinin genel başkanıyım, beni eleştiremezsiniz atın şunu dışarı diye ayrı bir demokrasi dersi veriyor. Ha yabancısı değil, en demokratik eski genel başkanları da, başı örtülü diye bir hanım milletvekilini atın bunu dışarı diye aslanlar diye kükremiş, diğeri de bunun karşılığında türbanla meclise giren milletvekiline başını açtırmıştı, sahi şimdi yan yana nasıl oturuyorsunuz?

            19 yılda 11 seçim kaybeden bir diğeri ise, kongre isteyen ve imza atanlar var diye an itibariyle onun üzerinde il teşkilatını kapatıyor. Sonra elbirliği ile kendi aldıkları oy oranlarına bakmadan, üçü bir partin oranına dahi ulaşamazken, diğer partiye oy verenleri bidon kafalı, göbeğini kaşıyan, makarna ile satılan, liderlerini de diktatör, katil diye sıfatlandırıyorlar.

            Belki dağda, askerle girdiği silahlı çatışmada ölse özgürlük mücadelesi diye bir parça anlarım da, Ankara’nın göbeğinde hiçbir suçu olmayan insanları bombayla parçalayan satılmışın evine giden, aynı sıfattaki maaşını benden alan ve namusuna yemin etmiş, üstelikte şehit kanından rengini almış bayrağımı gömeceğini ve yerine şerefsiz bezi dikeceğini söyleyen malum partinin bir milletvekiline ne tepki göstereceksiniz bakalım. O zavallı kızcağız gibi kolundan tutup atabilecek misiniz, yoksa eleştirene diktatör demeye devam mı edeceksiniz? O akademisyenler, ikinci bildiriyi imzalayan gazeteci kılıklı aydın müsveddeleri özgürlük deyip geçecek mi?

            Tüm sosyal medya hesaplarında, kamu çalışanları da dahil, herkes her istediğine küfrediyor, istediği sıfatı nitelendiriyor, istediği makamdakine istediği gibi sövüyor, hakaret ediyor. Kanunla korunmuş bir makama hakaretten ceza alınca da, ifade özgürlüğümüz yok deyip feryat ediyorlar.

            Bu ülke de özgürlük yok diyenin ben alnını karışlarım. Hatta gereğinden bile fazla var. Siz o eleştirileri diğer ülke liderlerine yapın, Putin’e katil deyin, romantik solcuların özgürlükler ve aşklar ülkesi Fransa’da, Charlie Hebdo ve Paris katliamlarından sonra, o patlamaları ve katli yapan bir teröristin evine bir milletvekili gitsin yiğitse. O bayrağı gömeceğini söyleyen, benim vergimle maaş alıp, bu millete namusu üzerine hizmet edeceğini söyleyen kişinin başına neler geliyor, nasıl bir gömülme sendromu yaşıyor görelim. ABD nin başkentinde bir sokağı kazın, elinize silah alın, bombaları patlatın, bir parçanız bile bulunabiliyor mu? Bizim kanlı görüntüleri zevkle sunan medyanın aksine, o ülkenin medyası kime hak veriyor göreceksiniz. Aslında biliyorsunuz da işinize gelmiyor. Köpeksiz köyde değneksiz geziyorsunuz. Yiğitliğiniz veya kalleşliğiniz buradan.

            Yeniden görüşebilmek dileğiyle……26.02.2016



Bu yazı 1 yıl önce yazılmış

Yorum Yaz


Ülkümen PELİTLİ Diğer Yazıları

 


 
  Yazarlar    
Aydın PELİTLİ
Yazılarını incele
Naci KONYAR
Yazılarını incele
İsa ÇOLAKER
Yazılarını incele
Zekai GÖRGÜLÜ
Yazılarını incele
Ülkümen PELİTLİ
Yazılarını incele
  Sayfalar    
+ İletişim
+ Amasya Tanıtım

  Genel Haberler    
  Merzifon Yardımeli Derneğinden ziyaret..  
  Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti “34 Yaşında”..  
  İl Özel İdaresi Şanlı Türk Bayrağımızın bakım..  
  Vali Varol ve eşi koruma altındaki çocuklarla..  
  Hatuniye Mahallesi için seferber olundu..  
  Kaymakam köy muhtarları toplantısı yaptı..  
  Vali Varol, Kozlu Gıda’yı ziyaret etti..  
  Varol’dan, maden ocaklarına ziyaret..  
  Başkan Özdemir’in okul ziyaretleri devam ediy..  
  Funda Varol’dan Kültür Evine ziyaret..  
Tümünü Göster
  Önemli Linkler    
  Amasya Valiliği - ziyaret et  
  Amasya Belediyesi - ziyaret et  
  Aramızdan Ayrılanlar (Vefat) - ziyaret et  
  Amasya Üniversitesi - ziyaret et  
  Amasya Emniyet Müdürlüğü - ziyaret et  
  Amasya Kültür ve Turizm - ziyaret et  
  Amasya Devlet Hastanesi - ziyaret et  
  Amasya Portal - ziyaret et  
  Amasya Nöbetçi Eczaneler - ziyaret et  
  Amasya Kuyumcular - ziyaret et  
  Hava Durumu    

Amasya Hava Durumu
  Döviz Bilgileri    
 
  Yeşilırmak Gazetesi Reklam - İletişim - Kurumsal - Gizlilik İlkeleri
Yeşilırmak Gazetesi | Tüm Hakları Saklıdır © 2000-2013
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz
Tel - Fax : 0358 218 13 85 / Email : yesilirmakgazetesi@hotmail.com
Sitemiz 25 Temmuz 2006'dan itibaren  Ziyaretci Sayacı kişi tarafından ziyaret etmiştir.