24 Eylül 2017 - Pazar / 22:35
Yeşilırmak Gazetesi
 
 
Ülkümen PELİTLİ Ülkümen PELİTLİ
Yeşilırmak Gazetesinde Yazar.

Mesaj Gönder Tüm Yazıları

MAARİF MÜFETTİŞLİĞİ KİMİ RAHATSIZ ETTİ DE;

SİSTEM TEPELERİNE YIKILIYOR ?

       Öncelikle son birkaç aydır yaşanan gelişmeler üzerine, 21 sene şerefle ve gururla asla adalet ilkesinden ödün vermeden görev yaptığım mesleğimle ilgili birkaç söz söylemeye hakkım var sanırım.

         İlk başladığım 1994 yılında adı İlköğretim Müfettişi, 2011 yılında Eğitim Müfettişi, daha sonra kanunla gelen bu isim bir gecede KHK ile Eğitim Denetmeni ve en son sayın MEB Bakanı Nabi AVCI’nın nostalji rüzgarları arasında yer alan “Mavi gözlü maarif müfettişi” şiirinden esinlenerek Maarif Müfettişi olarak adlandırılan ve 5 yıl içinde 4 isim değiştiren bu meslekte mesleğe  tam 21 yıl hizmet ettim.

         Öncelikle bu mesleğin nereden geldiğine ve nasıl bir geçmişi olduğunu olduğuna, kaç yıllık tarihi olduğunu bulunduğuna kısaca bir öğrenelim göz atalım.

        Cumhuriyetten önceki dönemde temeli 1838 yılına dayanan teftiş kavramı, Milli Eğitim sistemimizde yerini almıştır.

      Bakın fazla uzatmıyorum, başlangıç noktasının 1838 lere dayandığını, yani 178 yıllık tarihe dayanan bir mesleği, başka meslekler veya kurumlar bu kadar tarihi olmalarını gururla lanse ederken, 178 yılı yok sayarcasına son 20 yıl içinde çeşitli parçalama, yok etme veya yıpratma çabası içinde olanları gördükte , son beş yıl içindeki kadar isim, yetki, özlük vb. konularda aşağılama ve sonu bu mesleği yok etmeye varan bir dönem olmamıştı.

     Bakın beş senede 4 defa isminiz değişiyor, elinizden önce sicil yetkisi, sonra diğer yetkiler yavaş yavaş alınıyor, Milli Eğitim Bakanı çıkıyor “ sizi müfettişlerden kurtaracağız” diyor, sonra sene başında rehberliğe gidilip, ikinci dönem teftişe gidilen okullarda ne hikmetse birdenbire 3 yılda bir denetim geliyor, en sonunda eskiden liselerin şikâyet ettiği 25 yıl denetim görmeden emekli olunan sisteme dönmek üzere içimizden yetişen başkanımız tarafından sıfırlama operasyonu yapılıyor.

      Kim neden Maarif Müfettişlerinden rahatsızlık duyuyor, denetim sisteminin dışına çıkılmaya çalışılıyor anlamış değiliz.

     Her bakanlığın mutlaka bir teftiş sistemi var. Hatta bazı büyük genel müdürlüklerin bağımsız teftiş kurulları(DSİ gibi), ayrıca üst bağımsız denetim ve düzenleme kurulları (BDDK,EPDK, RTÜK, KGK, SPK, TAPDK, Rekabet Kurumu vb. ), Belediye İç Denetim Birimleri, Büyükşehir Müfettişleri ve bunun gibi her kurum ve kuruluşun teftiş kurulları var ve bunlar yetkilerle güçlendirilirken, MEB’in adı konmasa da denetim sisteminin dışına çıkarılma gayretleri insanın aklına farklı şeyler gelmesine yol açabilir.

      Şimdi siz kalkıp vergi müfettişlerini sistemden kaldırabilir misiniz? Asla. Hatta her geçen gün artan yetkilerle ve türlü meslek mensuplarını birleştirerek hepsini müfettiş adı altında birleştirip yetkilendiriyorsanız, müfettişliğin asla vazgeçilemez olduğunu gösteriyorsunuz. Maliye Müfettişleri ekonominin vergisini alıyorsa, Maarif Müfettişleri de, ülkenin en temel ve vazgeçilmez katma değeri olan eğitimin vergisini alıyorlardı. Birkaç tane karısı öğretmen olan eşinden etkilenen, müfettişten korkan geçmişte bakan veya üst düzey bürokrat bunu kaldırmaya uğraşsa da, sistemin aklı selimi buna hep engel oldu. Çünkü plan yapma, çeşitli etkinlik dosyaları hazırlama öğretmenin kaçacağı görevler değil. Her ne kadar beş yıl sistemdeki öğrencisi hakkında tek satır not tutmayanlar çıksa da, % 100 e yakını görevini yerine getiriyordu. En ücra köşedeki dağın tepesine bile ulaşan müfettiş, oradaki öğretmenin sisteme aidiyet duygusunu pekiştiriyor ve meslekte daima yanında var olduğunu hissettiriyordu. Bir çeşit sağlama yani geri dönüş yaşanıyordu. Bununla birlikte İllerin valileri o kadar güveniyordu ki, benimde yaptığım, son 10 yılda arkadaşlarımla beraber İl, İlçe, belde belediyeleri, diğer kurumlar, ihale dosyaları, tarihi eser kaçakçıları da dahil aklınıza gelen her konuda gönül rahatlığı ile bizi görevlendirebiliyorlardı. Asla da mahcup olmuyorduk. Çünkü diğer müfettişler kolundan tutulup bir sınavla müfettiş olurken, biz onca yıl görevin üstüne birde eğitim yönetimi ve denetimi bölümünü bitirmek zorundaydık bu mesleğe atanmak için.

       Bizimde içimizden hırsızlıktan, tacizden, belki farklı suçlardan meslekten çıkarılanlar olmuştur her meslekte olduğu gibi. Ama bu öyle bir meslekti ki, çürük elmayı önce en yakınındaki sisteme gerek kalmadan ayıklamayı görev biliyordu. Çünkü çalışanla birebir etkileşimle yapılan belki de en ağır ve sorumluluk gerektiren meslek grubuydu. Yıllarca Bakanlık Müfettişleri Ankara’dan gelip burnu havada burunlarını havada tutarken, (sayıları sadece 300 olduğu için 20-25 yıl denetim görmeyen kurum ve öğretmenler vardı), biz yılın 11 ayı en az günde 50 ile 300 km arasında yol yaparak hizmet yapıyorduk. Her yıl bir çok arkadaşımız yolda görev şehidi ve gazisi oluyordu üstelik. Sonra onları tenzili rütbe ile bizim seviyemize düşürdüler, bize özlük hakkı vermemek için yükseltilmedi rütbemiz adımız birleşse de.

      Şimdi tüm Maarif Müfettişleri kazanılmış tüm hakları, psikolojik ve sosyolojik durumları göz önüne alınmadan Eğitim Uzmanı olarak atanacak. Eğer Milli Eğitim Uzmanı olarak atansalar kariyer meslek olarak anılacağı için, ellerinden hakkıyla kazanılmış kariyer meslekleri alınırken, onu bile vermeyi çok görüyorlar. Daha sonra eğitim uzmanı atanacak 2500 kişinin içinden, diğer bakanlık elemanları da dahil olmak üzere ( Bakın öğretmen değil siyasal, hukuk, iktisat vs. mezunları) 400-500 kişi mülakatla yeniden maarif müfettişi olarak atanacak. Ya yeniden alacaksanız, neden eskileri lağvediyorsunuz. Bu 500 kişi üstelik diğer bakanlıklarda dahil olmak üzere hangi kriterlere göre seçilecek. Kalan 2000 kişi, bir anda ailelerine bile açıklayamayacağı bir durumla karşı karşıya gelecek. Alınacak 400-500 kişi ise, 7 bini özel olmak üzere 60.000 okul, 950 bin öğretmen, 100 bine yakın bakanlık personeli ve 17 milyon öğrenci mevcuduyla dev bir ordu olan bu sistemin neresinden ne kadar müdahale edecek. Ha etmese ne olur,  okul müdürünün, ilçe ve il yöneticilerinin iki dudağı arasında oluverirsiniz, yarın yönetenler değişti mi sizin olan güç diğerinin elinde canavara dönüşür.

       Size yaptığımız mesleğin önemini ve nasıl ciddiye alındığını gösteren bir örnek anlatayım. Tokat’ta görev yapıyorum. Yeni alınmış genç bir meslektaşımla birlikte imam-hatip ortaokulunun denetimini yapıyoruz ki, hükümetimizin gözbebeğidir onlar. Ertesi gün kapı açıldı, okul müdürü burnundan soluyor. “Hocam bu nasıl adam, aynı imam hatip ve üniversiteyi beraber bitirdik, aynı evde kaldık, ilde aynı sendikada (EĞİTİM BİR SEN) görevliyiz, her akşam halı sahada veya başka bir yerde beraberiz, ama düşman gibi böyle bir teftiş olur mu, anamızın kızlık soyadını soracak nerdeyse” diye benim gibi yıllarca TÜRK EĞİTİM SEN de görev yapmış birine şikâyet ediyordu. Kasıtlımı davranıyor anlamadım diyor. Ben onu sakinleştirdikten sonra, genç meslektaşımın yanına gittim,  neden bu kadar arkadaşına karşı soğuk ve tavizsiz denetim anlayışını sordum. Cevabı tüyler ürperticiydi. “ üstat,  özel hayat ikimize ait, burası devlet hayatı. HERKES İŞİNİ YAPACAK”          Bu cevapla inanın alnını öpmek istedim. İnanın son 10 yılda sisteme alınan ve hükümete yakın siyasi görüşte olan genç meslektaşlarımın tamamının bu iki durumu ayırarak, devlet ve millet bilinci ile tamamının görev yaptığından eminim. Çünkü en çok şikayet onlar hakkında geliyordu, yüzleri gülmüyor, ciddiler diye.

       Ama sistemde müfettiş olmazsa ne olacağını başka bir örnekle anlatayım. Büyük bir ilden telefon eden genç bir meslektaşım “ Hocam, okul meclisi başkanı öğrenciyi geçen kız arkadaşının yanında uyardım. Hemen gençlik kollarına gidip gelen bu öğrenci okuldaki kırsaldan gelen çocukları baskı altına alıp, tutanak tutmuş okul müdürü ile birlikte. Öğretmen siyaset yapıyor. Tabi soruşturma- inceleme görevi o öğrenciyle tutanak tutan okul müdürüne veriliyor. Tüm öğrenciler odalara doldurulup, öğretmen siyaset yapıyor yazdırılıyor. Bakın özellikle sadece tek cümle siyaset yapıyor. İçini sorsalar o bölgedeki okulda bunu açıklayabilecek öğrenci yok. Ama siyaset yaptı, çünkü inceleyecek müfettiş yok ve yıllarca hukuk süreci. Öğretmen meramını anlatana kadar çekeceği çilede cabası.

      Bakın bide tasarıyı savunmak için, müfettişlerin içinde 800 paralel mensubu, 200 e yakında pkk lı varmış diye sızdırma yapıyorlar. Ya eğitim uzmanı olunca bunlar sistemde kalmayacak mı? Eğer öyle ise bunları getir yargı önüne, hepsini meslekten ihraç et.

       Bakın Maarif Müfettişliği’nin Ankara’daki en üst noktadaki başkanının; Oltugençlik isimli haber sitesinde, Kadir Bulut isimli kişinin yaptığı haberde “Yüksek  Lisans 2013 Fatih Üni.Sosyal  Bilimler  Enstitüsü  Siyaset    Bilimi  ve Kamu  Yönetimi   Bölümü  Yüksek  Lisans” yazıyor.  Bir başka 10 Haziran tarihli habere bakıyorum, Fatih Üniversitesine paralel yapı kapsamında kayyum atandı diyor. Şimdi soruyorum, Rehberlik ve Denetim Başkanı paralel mensubu mu? Asla . Hatta en büyük savaşı veren kişilerden birinin kardeşi. Ama ne acı tesadüf ki herkesin veya her aileden bir kişinin yolu mutlaka bu yapının bir okul veya dershanesinden geçmiş durumda. Ha Sayın Cumhurbaşkanı da zaten, “Tabanı ibadet” diyerek ayırıyor bu grubu. Bu arada size iki kardeşin başarı öyküsünde kesişen yolu ile ilgili örnek  ile bitiriyorum yazımı.

         Kardeş; 2004 Sınıf Öğretmeni, müdür yetkili öğretmen.

         Ağabey; 2005 Diyarbakır Valisi //Kardeş, 2005 Oltu İlçe Milli Eğitim Şube Müdürü(memleketi)

         Ağabey; 2007 Başbakanlık Müsteşarı,// Kardeş: 2007 İlköğretim Müfettiş yardımcısı(Erzincan)

         Ağabey; 25 Aralık 2013 İçişleri Bakanı //Kardeş; 09.01.2014 Rehberlik ve Denetim Başkanı yani sadece 16 gün sonra. Neredeyse aynı gün olacakmış.

                Şimdi buraya kadar olağanüstü bir durum var mı yok mu bu kesişen başarı çizgisinde size bırakıyorum.

       Ama üzücü ve yaralayıcı olan, bu başarı çizgisinde 2007 yılında sınıf öğretmeni iken, aynı yıl ilköğretim müfettiş yardımcısı olan, üç yıl yardımcılık dahil olmak üzere 7 yıl içinde Erzincan İlköğretim Müfettiş Yardımcılığından , 2014 yılında Rehberlik ve Denetim Başkanı olan, bu içimizden yetişmesiyle öğündüğümüz ve bize sahip çıkacağına ümitlendiğimiz kişinin, bu yok etme tasarısını hazırlayıp savunanların arasında başı çekmesi.

                Ama tabiî ki tasarıda bir ayrıntı gözden asla kaçırılmamış. Tüm sistem yenilenirken ve herkes evine yollanırken, Rehberlik ve Denetim başkanı ile 1. Hukuk Müşaviri konumlarını ve koltuklarını yasa ile koruyacak ve tasarıdan asla etkilenmeyecekler.

                Ne diyelim vardır onların bir bildiği, vardır kelinde bir sahibi…

                Elbette vardır bir bildiğimiz diyenlerin cevaplaması ricasıyla:

                1-Maarif Müfettişliği, kariyer bir meslek midir?

                2-Eğer kariyer bir meslek ise bu meslek mensupları keyfi olarak kariyer bir meslek olmayan ‘eğitim uzmanlığına’ kanunla aktarılabilir mi?

                3- Eğer elbette aktırabilir ise; mühendis-tekniker, doktor-hemşire, albay-binbaşı vb. kadrolarına da aktarılabilir demektir.

                4- Hani kazanılmış (müktesep) haklar kutsal haklardandı?

                5-Maarif Müfettişliğinin kaldırılması gerektiğine, sisteme yük olduğuna yönelik olarak bilimsel bir araştırma, çalışma yapılmış mıdır?

                Son tavsiyemde komisyonda “Bayrak direğinin eğri olup olmadığına bakmak için müfettiş göndermeye gerek yok” diyen MEB Müsteşarı Sayın Yusuf TEKİN’e:

                Sayın müsteşar, bir mesleği yok etmek uğruna lütfen Bayrağı kullanmayınız. Elbette bir kuruma giden müfettişin ilk bakacağı şey bayrak ve bayrak direği olacaktır. O bayrak ve o bayrak direği var ise o okul ve o kurum vardır.

                Siz bundan nasıl rahatsızlık duyarsınız? Aksine teşekkür etmeniz gerekir.

                Değil müfettiş şahsen ben eğri bir bayrak direği görsem ilgili ve yetkilileri bilgilendirir, gerekirse gider o direği düzeltirim. Bu benim bayrağıma olan borcumdur. Özellikle Sayın Cumhurbaşkanının “TEK BAYRAK” söylemi ve bunun için son bir yılda 600 şehit vermişken…

Sayın müsteşar kamuoyundan ve müfettişlerden özür dilemelidir.

                (Not: Müsteşarın bu sözünü birileri söylese herhalde savcılar harekete geçerdi!)

                Yeniden buluşabilmek ümidiyle..27.06.2016



Bu yazı 1 yıl önce yazılmış

Yorum Yaz


Ülkümen PELİTLİ Diğer Yazıları

 


 
  Yazarlar    
Aydın PELİTLİ
Yazılarını incele
Naci KONYAR
Yazılarını incele
İsa ÇOLAKER
Yazılarını incele
Zekai GÖRGÜLÜ
Yazılarını incele
Ülkümen PELİTLİ
Yazılarını incele
  Sayfalar    
+ İletişim
+ Amasya Tanıtım

  Genel Haberler    
  Vali Varol, Suluova Et Entegre Tesislerinde i..  
  Ahilik Haftası kapsamında İlçe Esnaflarına zi..  
  Maaşları Türkiye Kamu-Sen yükseltti, Memur-Se..  
  Sanayi sitesi esnaflarına Ahilik Haftası ziya..  
  MEB, üç bilinmeyenli denklemle karşı karşıya..  
  Yol yapım ve asfaltlama tüm hızıyla sürüyor..  
  Belediye Başkanı Özdemir’e ilköğretim haftası..  
  19 Eylül Gaziler Günü törenle kutlandı..  
  Amasya protokolü ve gaziler kahvaltıda bir ar..  
  Gaziler, destansı tarihimizin yaşayan abidele..  
Tümünü Göster
  Önemli Linkler    
  Amasya Valiliği - ziyaret et  
  Amasya Belediyesi - ziyaret et  
  Aramızdan Ayrılanlar (Vefat) - ziyaret et  
  Amasya Üniversitesi - ziyaret et  
  Amasya Emniyet Müdürlüğü - ziyaret et  
  Amasya Kültür ve Turizm - ziyaret et  
  Amasya Devlet Hastanesi - ziyaret et  
  Amasya Portal - ziyaret et  
  Amasya Nöbetçi Eczaneler - ziyaret et  
  Amasya Kuyumcular - ziyaret et  
  Hava Durumu    

Amasya Hava Durumu
  Döviz Bilgileri    
 
  Yeşilırmak Gazetesi Reklam - İletişim - Kurumsal - Gizlilik İlkeleri
Yeşilırmak Gazetesi | Tüm Hakları Saklıdır © 2000-2013
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz
Tel - Fax : 0358 218 13 85 / Email : yesilirmakgazetesi@hotmail.com
Sitemiz 25 Temmuz 2006'dan itibaren  Ziyaretci Sayacı kişi tarafından ziyaret etmiştir.