13 Kasım 2018 - Salı / 01:00
Yeşilırmak Gazetesi
 
 
Ülkümen PELİTLİ Ülkümen PELİTLİ
Yeşilırmak Gazetesinde Yazar.

Mesaj Gönder Tüm Yazıları

ASKER DİZİLERİ…. KAHRAMANLIK DUYGULARINI VERMEK Mİ YOKSA……..

     Geçen sezondan beri, üç kanalda ve arka arkaya günlerde yayımlanan asker dizilerini büyük bir zevk ve heyecanla seyrediyorum. İlk amacın, askerin, güvenlik kuvvetlerinin, o bölgede çalışan insanların nasıl zor şartlar altında görev yaptığını gösteren yapıtlar olduğundan dolayı, neredeyse soluksuz izledim.

      Bu insanların, bu milletin rahatı, ülkenin bekası, istikbal ve istiklali için, ne gibi zor şartlar altında görev yaptığı, canlarını vermekte asla tereddüt etmedikleri, geride bıraktıklarının vatan öncelik olduğunda nasıl öteleneceğini anlatması, ikili ve toplu diyaloglarda sözle memleket, millet, silah bağı, can yoldaşlığı, vatan toprağı ve bayrak gibi milli duygularımızın net şekilde işlenmesi ve izleyiciye verilmesi ve o an yaşatması, aslında bu zamana kadar geç kalmış bir hamleydi cıvık cıvık yozlaşmanın verildiği dizi arenasında.

      Ancak bu sezon ve özellikle son bölümlerde, sanki hepsi ağız birliği etmiş gibi, bu verilen mesajlara devam etmekle birlikte, farklı mesajlar mı vermek istediği gibi bir izlenim oluşmaya başladı.

      Şehir, kırsal, özellikle ülkemizin belirli bölgelerinde bu kahraman personelin nasıl zor şartlar altında, kendilerine, ailelerine yapılan saldırıları büyük bir acıyla okuyor izliyoruz haber ve gazetelerde.

     Fakat dediğim gibi dizilerde, hep bir isim adı altında, kodları ile anılan PKK, DEAŞ, FETÖ gibi terör örgütlerinin tepe kadrolarının, her türlü istihbaratı alıp her şeye müdahale edebildiği, şehrin en işlek yerinde özel kuvvetler(bordo bereliler de dahil) gibi seçkin birlik personelini rehin alıp buzdolabına kilitlemesi, donmak veya esaret tercihi karşılığında onların diz üstü çöktürülmeleri, sürekli eşlerinin, çocuklarının kaçırılmaları, rehin alınmaları, tek bir kadın militanın bir bordo bereli timini acz içinde gösterip, onu kendi eşini vurdurtacak ve sonunda kaçacak kadar bir zaafiyeti sergilemeleri, doktor diye kodlanan bir eşkıyanın oğlunun şehirde her an bu personelin, çocuklarının veya eşlerinin karşısına çıkıp, onları bazen öldürmesi, bazen kaçırması zihnimi bulandırmaya başladı.

      Tamam bunun sonunda mutlaka bir kahramanlık örneği ile rehineler kurtarılıyor, barajlar kurtarılıyor, askerimiz, polisimiz veya gizli görevli gözüken dizi kahramanları başarıya ulaşıyor.

      Bunlarda her an her yerde yaşanabilecek şeyler, ama acaba gerçekten bu kadar sık mı yaşanıyor da, bir elebaşı veya örgüt mensubu bu kadar pervasız ve rahat hareket edebiliyor ve tehlikeyi burnumuzun dibinde olduğu mesajımı veriliyor?

      Hiç sanmıyorum. Çünkü bu şerefsizler şehirlerde bırakın özel kuvvetler personelinin lokanta da olduklarını öğrenip, esir alıp, buzdolabına kilitleyip dondurmaya çalışmalarını, onların birinin bile olduğu mekana yaklaşmayı bırakın evinden çıkamayacak kadar ödlek ve hain olduklarını biliyoruz.

     Bireysel olarak veya grupça aylarca yapabildikleri hazırlıklarını daha hayata geçirilmeden önlendiğini, senede birkaç tane, şu anda ki onlar bile kahraman güvenlik personelimizin çabasıyla önlenmişken, neden bu acziyet sahneleri gözümüze sokuluyor? Sonu kahramanlıkla bitse bile, iki saat onların başarılı eylem propagandalarının verilmesi, kahramanlık temasını işlemek mi, yoksa bu şerefsizlerin istenmeden de olsa reklamını yapmalarına sebep olduğu konusunda kafamı kurcalamaya başladı.

     Sanırım alanla ilgili yetkililerin, bu tip dizilerin yapımcı, yönetmen ve senaristlerini uyarması ve en azından şehirde bu kadar rahat olduklarının genç beyinlere işleneceği mesajlar yerine, şehir dışında gerçek çatışma ve kahramanlık öykülerinin işlenmesi daha iyi olacaktır diye düşünüyorum.

     YURTSEVER BÜROKRATLIK MI, YOKSA !!!!!!

     Son aylarda bir Sarraf davası gündemimizi meşgul ederken, davanın seyri ustaca bir manevrayla değiştirilip, davanın sanığı bir anda tanık konumuna geçerek, tek sanığı bir bankamızın genel müdür yardımcısının olduğu ve gıyabında ülkemizin yargılandığı, liderlerimizin ve devletimizin uluslararası alanda itibarsızlaştırılarak, belki de onlarca yıl belimizi bükecek ve halkımızın refahına ve gelişimine engel olacak mali yaptırımlarla karşı karşıya kaldığımız bir hale dönüşüverdi.

     17/25 Aralık operasyonları esnasında, her gün Sayın Erdoğan’ın bu ülkeden kaçacağını söyleyip, bir anda casuslukla suçlanan bir milletvekilinin ardından yüzlerce kilometre adalet diye yürüyen, ülkemizin kurucusu ve daim lideri Atatürk’ün koltuğunda oturan bir genel başkanın, yargısız infazla o günlerde daha mahkemesi bile kurulmamış kişinin,  tape adı altındaki düzmecelerini meclis kürsüsünde kamuoyuna açıklaması gibi adaletsiz bir anlayıştan ve kaybettiği seçimlerden ders almaması bir yana,

     Asıl can alıcı nokta ise, tam bu anda ülke buraya kilitlenmişken, aynı anda iç kamuoyunda 6 yıl önceki belgeleri eline alarak, buldumcuk oldum edalarıyla sevinç çığlıkları atarak ekranlara tekrar abone olması.

     Önce şunu belirteyim, bunları yapan Sarraf’ın canı cehenneme. Bahsedilen paraları aldığı söylenenler de gerçekten aldılarsa, en kısa zamanda yargılanıp hak ettikleri cezayı alsınlar. Bir gram acımam. Usulsüzlük varsa da, oda çıksın ortaya.

     Ama şu anda dış güçlerin ekmeğine yağ sürecek, oradaki kurulu mahkeme salonu adı altında FETÖ cülerin tiyatro oynadığı mahkeme salonuna malzeme olacak, eylem ve söylemler şık oldu mu sizce?

    Hadi o muhalefet lideri, kendince bir iş yapmaya çalışıyor ama midemi bulandıran, sosyal medyada nefretle izlediğim, içimizdeki bu olaydan hükümet yıkılıp iktidara gelme umuduyla sevindirik olan, ülkenin uğrayacağı felaketin farkında olmayan  zeka ve şeref yoksunlarına sözüm.

    Kim olduğunu bilmeyen o yaratıklara sözüm. ABD başta olmak üzere o yaptırımları delmeyen hangi ülke var. Buna silah satışı da dahil olmak üzere. İyide neden sadece biz yargılanıyoruz hiç düşünüyor musunuz?

    Göğüs ve bacak dekoltesiyle ekrandan fırlayan bir kadının; kadın, eşitlik, adalet gibi isimle düzenledikleri bir etkinlikte, üstüne vazife gibi, yüzlerce kadının önünde ana muhalefet liderini sorguya çeker gibi soru soruyor.

     Oda masum bir edayla sorduğu sorulara şu cevabı veriyor.

     Efendim zamanlama tamamen tesadüf, belgeyi Fetöcüler mi verdi, alakası yok efendim, belgeyi uzaydan almadım, tabii ki bir insan verdi. Bu ülkede yurtsever milyonlarca bürokrat var.

     Çok uzatmayım bu konuyu ama nasıl içimizde bu kadar dış ülke uşağı olmaya namzet adam var onlara sözüm. Cevapları da asıl olması gerektiği gibi listeleyim.

     1-Zamanlama tesadüfmüş, gerçekten çok inandım. Gülmekten karnım ağrıdı.

     2-Belgeyi tabii ki Fetöcüler vermedi, alakası yok!!. Çünkü onları kod adları ile birbirlerini bile tanımayacak kadar şifrelendikleri için kim, nasıl ispat etsin. Koskoca devlet TİB binasında dönen dinleme, evrak dosyalama vs. organize işleri çözemediği için binayı toprağa gömmek zorunda kaldı. Biz de bu cevaba rahatlıkla inanabiliriz!!!

      3-Bu ülkede milyonlarca yurtsever bürokrat var. Ne zaman bu kadar oldular bilemiyorum. Bildiğim bu ülkede üç milyonu az aşkın memur var. Bunun bir milyona yakını öğretmen. O kadara yakını asker, polis olmak üzere güvenlik mensubu. Beş yüz bine yakında hizmetli, memur, tapucu, nüfus idaresinde, turizmde, diyanette vb. kurumlarda rütbesiz ve makamsız memur var. Geriye bürokrat sınıfı denilen iki bilemedin en fazla üç yüz bin bürokrat vardır, oda en baba haliyle. Ne zaman milyonlarca oldular bilemiyorum? Ama mesleğim gereği ve yaptığım yüzlerce soruşturmadan biliyorum. Bu belgeleri gizlice verenler yurtsever diye adlandırılmıyor ve en ağır cezaya çarptırılan suçu işlemiş oluyorlar. Hele geçmişte bu tip nasıl belgelerin sızdırıldığı ve elde edildiği hala hafızamızdayken.

     Geçen haftaki yazımın başlığını yine yeri ve zamanı geldi. Ya gerçekten saf sanılıyoruz, ya da yukarıdan bakınca oldukça salak görünüyoruz.

     Yeniden buluşabilmek ümidiyle..04.12.2017



Bu yazı 11 ay önce yazılmış

Yorum Yaz


Ülkümen PELİTLİ Diğer Yazıları

 


 
  Yazarlar    
Aydın PELİTLİ
Yazılarını incele
Naci KONYAR
Yazılarını incele
İsa ÇOLAKER
Yazılarını incele
Zekai GÖRGÜLÜ
Yazılarını incele
Ülkümen PELİTLİ
Yazılarını incele
Atilla KIRBAŞ
Yazılarını incele
  Sayfalar    
+ İletişim
+ Amasya Tanıtım

  Genel Haberler    
  Büyük Önder Atatürk’ü törenle andık..  
  10 Kasım dolayısıyla çelenk töreni yapıldı..  
  “Amasya Şehitler Albümü” verildi..  
  Vali Dr. Varol MİSLAB’da incelemelerde bulund..  
  Tarihi ve Stratejik açıdan Amasya sempozyumu ..  
  Vali Varol’dan organ bağışı..  
  Amasya Ticaret ve Sanayi Odası’ndan Özdemir’e..  
  Amasya Barosu 10 Kasım basın açıklaması..  
  2019 yılı bütçe görüşmesi..  
  Uyuşturucu ile mücadele toplantısı yapıldı..  
Tümünü Göster
  Önemli Linkler    
  Amasya Valiliği - ziyaret et  
  Amasya Belediyesi - ziyaret et  
  Aramızdan Ayrılanlar (Vefat) - ziyaret et  
  Amasya Üniversitesi - ziyaret et  
  Amasya Emniyet Müdürlüğü - ziyaret et  
  Amasya Kültür ve Turizm - ziyaret et  
  Amasya Devlet Hastanesi - ziyaret et  
  Amasya Portal - ziyaret et  
  Amasya Nöbetçi Eczaneler - ziyaret et  
  Amasya Kuyumcular - ziyaret et  
  Hava Durumu    

Amasya Hava Durumu
  Döviz Bilgileri    
 
  Yeşilırmak Gazetesi Reklam - İletişim - Kurumsal - Gizlilik İlkeleri
Yeşilırmak Gazetesi | Tüm Hakları Saklıdır © 2000-2013
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz
Tel - Fax : 0358 218 13 85 / Email : yesilirmakgazetesi@hotmail.com
Sitemiz 25 Temmuz 2006'dan itibaren  Ziyaretci Sayacı kişi tarafından ziyaret etmiştir.