24 Haziran 2018 - Pazar / 21:47
Yeşilırmak Gazetesi
 
 
Atilla KIRBAŞ Atilla KIRBAŞ
Yeşilırmak Gazetesinde Yazar.

Mesaj Gönder Tüm Yazıları

“KAÇILAMAYAN BİR BELÂNIN ÖYKÜSܔ

--Elli yıl kadar önce, Amasya’nın Bulduklu köyünden Almanya’ya işçi olarak gitmiş olan, İsmet Arslan’ın iki çocuğundan küçük olanıydı Cenk.

--Babası, Münih’teki  BMW otomobil fabrikasında onbinlerce işçi ve yöneticiye yemek yapan dev mutfağa işçi olarak girmiş, onlarca yıllık emeğinin ardından başaşçılığa kadar yükselmeyi başarmış bir gurbetçiydi. Bu arada, ona ve ablası Yeşim’e vatan, millet, din ve bayrak sevgisini nakşetmeyi ihmal etmemiş, onları yaşadıkları toplumun değerlerine saygı duyan bireyler olarak yetiştirmişti. Cenk’in babası, neredeyse her sıkışan soydaşının yardımına koştuğu içinde Münih’teki Türkler arasında zaman içinde “Baba” lakabıyla anılır olmuştu.

--Anne ve babası gurbette yıllarca, önce ev-ocak olabilmek, sonra da çocuklarına iyi bir gelecek sağlayabilmek için çok çalışmışlar ve en nihayetinde hatırı sayılır bir refaha kavuşmuşlardı. Yıllar geçmiş, Cenk eğitimini tamamlamış ve büyük bir firmada Bilgisayar ve İnternet Teknisyeni olarak göreve başlamıştı bile.

--2003 yılının Ekim ayıydı ve Almanya festival günlerini yaşıyordu. O gün izinli olan Cenk ve iki arkadaşı birlikte kent meydanında düzenlenen etkinliklere katılmışlardı. Gün onlar için harika geçmekteydi. Üç kafadar az sonra başlarına gelecek ve hayatlarının akışını değiştirecek belâdan habersiz, çocuklar gibi eğleniyorlardı.

--Cenk bir süre oturdukları bir mekândan az önce ayrılmış onlarında dışarı çıkmasını bekliyordu. Hemen mekânın girişinde, beş kişilik bir grubun, uzun zamandır tanışıp selamlaştığı bir Alman  güvenlik görevlisini iteklediklerini farketti. Koşarak yanlarına gitti, kibar bir şekilde aralarına girerek onları ayırmaya çalıştı. Daha sonra İtalyan’ın Sicilya bölgesinden festival için gelen turistler olduklarını öğreneceği bu kabadayı grubu bu kez de Cenk’i iteklemeye başladılar. Cenk her iki kolunu da öne doğru havaya kaldırıp onlardan sakin olmalarını istedi. Tam da o sırada, binanın içinden gelen diğer güvenlik görevlileri olaya müdahil oldular ve ortalığı yatıştırdılar. Bir sorun kalmamış ve az sonra da herkes oradan ayrılmıştı.

--Cenk hemen az ötede bir yerde arkadaşlarını beklemeye devam etti. Birazdan M. çıkageldi yanına. Şimdi gitmek için, ikisi de İbrahim’i beklemekteydiler. Cenk bir ara karşı tarafa baktığında az önceki saldırgan Sicilyalıların, aralarında kendisini işaret ederek konuştuklarını farketti. Anlaşılan niyetleri kötüydü.

--M.’ye döndü ve grubu işaret ederek, “az sonra şuradakiler bana saldırabilirler, sakın arkamdan bir yerlere ayrılma” dedi. Ancak M., Cenk’e hissettirmeden saniyeler içerisinde tüymüştü oradan. M.’nin gittiğini ise az sonra arkasından beş kişi birden ansızın saldırınca farkedecekti Cenk......

--Boylu boslu ve yiğit bir delikanlıydı Cenk. Yanınızda bir iki kişi olmadan, göze dahi alamazdınız ona sataşmayı. Belli bir süre direnebildi, kalleşliğe ve kalleşlere Cenk. Çullandılar hep birden üzerine haydutlar. Yıktılar oracığa. İkisi bacaklarına oturdu diğer ikisi kollarına. Kurbanlık koyun gibi artık hareket dahi edemiyordu Cenk. Beşincisi ise göğsüne oturmuş, tepesinden acımasızca vuruyordu, kafasına gözüne. Kaşları yarılmış, ağzı gözü dağılmış, kanlar içinde kalmıştı Cenk. Ne bir yetişeni vardı etraftan, ne de feryadına ses veren. Az sonra darbelerin etkisiyle bayılmıştı Cenk. Genç vücudu, bu ağır işkenceye belki bir kaç saniye daha ancak dayanabilecekti. Kafaya koymuşlardı bir kere Sicilyalılar. Belli ki öldürmeden bırakmayacaklardı onu. Ve yine belliydi ki bunu ilk kez de yapmıyorlardı...

--Eski Amasyalı, yeni Münihli İsmet Arslan, canını dişine takmış; dilini, adetini, yolunu yordamını bilmediği Almanya’da bir hayat kurmuştu. Eşi Hatice hanım ile birlikte, yavrularına adamışlardı kendilerini. Ta küçüklüğünden beridir, oğlunu her okşadığında “Oğlum, bu yaban ellerde sana bir şey olmasından çok korkuyorum. Sen benim canımsın. Yeter ki senin tek bir tüyüne zarar gelmesin, ben kalbimi çıkarır veririm” diyegelmişti, bir taraftan buğulanırken gözleri. Yoksa, korktuğu başına mı  gelecekti İsmet Baba’nın? Hem bu vahşilerin neydi ki alıp veremedikleri yavrusundan? Haberi yoktu ki, an itibariyle oğluna tam da kıymak üzere olduklarından. Haberi olsun ki, yetsin gelsin kuzusunun imdadına...

--Tam da herşey bitmek üzereydi ki, Kaderin mutlak sahibi Allah, İbrahim’i gönderiverdi oraya. Kendisini beklemekte olan Cenk’in, beş kişi tarafından yerde cansız halde linç edildiğini görünce dehşete düşen İbrahim, önce aslan gibi kükreyecek, ardından  hemen oralardan kulpunu eline geçirdiği dev cam bira bardağını, onu öldüresiye darp eden İtalyanın kafasında tuz ile buz edecekti.

--Kafasından aldığı şiddetli darbenin etkisi ile yere yığılmıştı melûn. Kıpırdamıyordu bile. Suç ortakları ise önce şoka girmiş, sonra İbrahimin yüreğinden ve heybetinden korkarak yerdeki insan rüsvettesini de orada bırakıp çil yavrusu gibi kaçışmışlardı. İbrahim, kendinde olmayan ve ağır yaralanmış Cenk’i yerden güçlükle kaldırmış sonra da kolunun altına omuz vererek oradan uzaklaştırmıştı...

--Bu bir kabus olmalıydı. Belâ, durduk yerde gelmiş toslamıştı onlara. Kaçamamışlardı musibetten. Eve ulaştığında ailesi Cenk’i o halde görünce perişan olmuştu. Yine de ölümden dönmüştü oğulları Cenk ve şükrediyorlardı bu haline. İlerleyen günlerde Cenk iyileşmiş ve normal hayatına geri dönüş yapmıştı. Doğrusu, yaşadığı bu ağır musibet ve travmadan çok önemli dersler almıştı Cenk. Arkadaşı İbrahim’e de minnet duyuyordu. Aklına her geldiğinde “ya yetişmeseydi son anda?” diye düşünüyordu kendi kendine. Her ikisi de  o gün orada tam olarak nelerin yaşandığını sadece kendi aileleriyle paylaşıyorlardı.

--Aradan tam iki yıl geçmişti. O gün Alman Polisi, İbrahim’in teyze oğlu S.’yi bir şikayet üzerine, sorguya almıştı. Farklı bir konuda sorgulanırken, her nasıl olduysa konu oraya kadar gelmiş ve bira bardağını İtalyan’ın kafasına kendi kuzeninin vurduğunu söyleyivermişti S.: Bu ifade üzerine İbrahim hemen gözaltına alınmış, bir iki gün içinde de tutuklanmıştı. Aileler şoktaydı…

--İki sene önce, olayı takiben ifadesine başvurulmuştu sözde mağdur İtalyanın. Dosyadaki kayıtlara düşen beyanları ise bir hayli enteresandı. “Eğer o dev cam bira bardağını kafama yemeseydim, ben o çocuğu öldürmeden bırakmayacaktım” diyecekti. Bardağı vuran kişinin “Adam öldürmeye teşebbüsten” arandığını öğrendiğinde ise önce hayret etmiş sonra Alman yetkililere boynunun sağ yanında oluşan kesiği gösterip “ Bu yaramı beni öldürecekti? Hem bakın ben ölmedim ki..” diyecek ancak Alman yetkililerden “Ama ölebilirdin” yanıtını alacaktı. Almanya ve İtalya, Avrupa Birliği üyesi devletler idi ve kendi sınırları içerisinde suç işleyen vatandaşlarını koruma altına alan bir dizi antlaşmalar imzalamışlardı. Yani İtalyanların yaptıkları böylelikle bir anlamda yanlarına kar kalmıştı.

--Soruşturmayı yürütenlerin hedeflerindeki ise Türk gençleriydi ve onları böyle durumlarda koruma altına alan hiçbir yasal güvenceleri de yoktu.

--Cenk, kendisini kurtaran İbrahim’in tutuklanmasına çok üzülmüştü. Bütün olan bitenden kendisini sorumlu tutuyordu. Vicdanı rahatsızdı. İbrahim, onu kurtaran adamdı. Son anda Hızır gibi yetişmişti. Saniyeler içinde bütün hayatını bir kenara atmış, kendisine ne olacağını umursamadan beş vahşinin arasından çekip çıkarıvermişti onu. Yardıma en muhtaç olduğu anda elini uzatmış, adeta can vermişti kendisine…

--İbrahimin mahkemesine çağrılmıştı Cenk. Annesi ve babası da endişeli bir halde salondaki yerlerini almışlardı. Mahkeme, yaklaşık bir senedir hapis yatmakta olan İbrahim hakkında az sonra hüküm verecekti. Mahkeme öncesi yapılan sorgusunda Cenk, kendisi yerde baygın yatarken İtalyan’a kimin vurduğunu görmediğini söylemişti. Hakikatte buydu zaten. Cenk zaten görmemişti.

--Bu kez mahkeme esnasında Hakim sordu Cenk’e tekrar?...”İbrahim’mi yaptı bunu?”…

-- Asıl suçlu İtalyanlar elini kolunu sallayarak gitmişken, ondan İbrahim’i onlarca yıl içeride yatıracak olan bilgiyi, yani İbrahim’in öz kuzeni S.’nin verdiği bilginin teyitini istiyorlardı. Öz teyzesinin oğlu arkadan vurmuştu İbrahim’i Cenk’e de “seni kurtaran adama şimdi bir hançerde sen sapla, bitsin bu iş” diyorlardı anlaşılan…

--Cenk, Mahkemenin gidişatı ve Heyetin tavrından İbrahim’in kendisini kurtaramayacağını anlayınca tamamen ahde vefa duygusuyla birdenbire “ Kabul ediyorum… Ben yaptım…Suçlu benim” deyivermişti. Mahkeme heyeti ve tüm salondakiler şaşkındı. Bir müddet sessizlikten sonra Hakim; “ Öyleyse, nasıl oldu anlat bize bakalım”  deyince Cenk  “ Yerde yarı baygın halde yatıyordum… Gözlerimi açamıyordum…O sırada boşta olan elime yerdeki bir bardak kulpu denk geldi. Onu tuttum, kaldırdım ve tepemde beni yumruklamaya devam eden adamın kafasına geçirdim” diyecekti.

--Böylelikle İbrahim’in yaptıklarına mukabil, vefa hassasiyetiyle bu kez kendisi ona siper oluyordu. Kendisine hayat veren can dostuydu o ve bunu asla hak etmemişti. O içeride iken hangi yüzle çıkacaktı ki insan içine. Kararını vermişti. Alacaktı suçu üzerine ve yatacaktı onun yerine yıllarca…

--Ancak Türkiye’den ailesinin yanından sahip çıkılarak İbrahim’in ailesi tarafından Almanya’ya getirilen S.’nin anlattıklarından her ikisinin de haberi yoktu. Yakmıştı S. ikisini de. Hem de asıl yanması gerekenler, İtalya’da elini kolunu sallayarak dolaşırken…

 --Mahkemenin devamında Alman savcı Cenk’e “ yalancı şahitlikten” 7 yıl 4 ay mahkumiyet istemiş, hakim ise 3 yıl 9 aya hükmetmişti..

--Arka sıralardaki yorgun ve mahzun bir kalp dayanamamıştı bu karara… Hep ”Oğlum, yeter ki sana bir şey olmasın. Kalbimi çıkarır veririm” diyen İsmet Babanın kalbiydi o…Korktuğu başına gelmiş ve ne yapsa da yavrusunu koruyamamıştı… Yığılmıştı oracığa… Kalp krizi geçiriyordu… Hatice hanım ise iki yıkım ile birden karşı karşıya kalmıştı...Hayatındaki en zor, en acı  anı yaşıyordu…Suçsuzken hapis hükmü açıklanan oğlunun acısı bir yandan, kollarında yaşam mücadelesi veren can yoldaşı eşinin acısı diğer yandan…Alman yetkililer oldukça yavaş ve umursuz müdahale etmişlerdi İsmet Baba’ya…Cenk’te kelepçelenip götürülürken gözünü babasından ayıramıyor,acele etmelerini haykırıyordu yetkililere gözyaşlarıyla…

--Bu kararı veren Alman hakim, ne tesadüftür ki, yıllar sonra dokuz Türkün başlarından vurularak öldürülmesi davasının görüldüğü faili meçhul cinayetlere de atanacaktı. Cevval Türk avukatlarının girişimleri sonuç verecek, bu davalar için yeni bir Hakim görevlendirilecekti.

--O güne kadar, Almanya’da yalancı şahitlik yapanlara hapis kararı hemen hemen hiç verilmez, ilgili kişiye sadece bir-iki sene adli kontrol ile çeşitli kısıtlamalar uygulanırdı. Ama Cenk bundan muaf bırakılmıştı. Çünkü o bir Türk’tü. Almanya’da hep ikinci sınıf muamelesi görmüş yıllarca ötekileştirilmiş bir milletin evladıydı. Yatmalıydı pek tabii ki. Çıktıktan sonra sınırdışı edilmeli, kazanılmış tüm hakları da elinden alınmalıydı. Almanya’da doğup büyümesine rağmen, Alman Devleti, İtalyanları ona tercih etmişti. Yani “it kadar bile değeri” olmamıştı. Bu ayrımcılık bile tek başına bir yıkım olmuştu Cenk ve ailesi için…

--Cenk artık Cezaevindeydi… Tek kişilik hücreye koymuşlardı onu. Hiçte kolay olmamıştı alışması

--.İlk sene yazdığı dilekçeler de mahkeme tarafından itibar görmeyince, ümidini kesmiş ve artık kaderine razı olmuştu…

--Namaza başlamıştı Cezaevinde. Sorgulayıp durmuştu günlerce, aylarca hep başına gelenleri ve kendisine yaşatılanları. En nihayetinde ,Kaderin mutlak sahibine teslim olmaya karar vermişti…

--Üç yıl kadar yatmış artık geriye bir senesi kalmıştı. O gece rüyasında “ Ümmeti Muhammed bugün serbest kalacak” diye bir nida işitti. Hemen sıçrayarak uyandı yattığı yerden. Aman Allahım, ne güzel bir rüyaydı bu böyle. Tebessüm etti,”Hayrolsun inşallah” dedi ve kaldığı yerden devam etti uykusuna…

--Aynı günün öğle sonrasında, Gardiyan bir Mahkeme Kararı ulaştırdı kendisine. Girdiğinden bu yana kendisine ilk defa böyle bir yazı geliyordu. Ne olabilirdi ki. Gelmesini umduğu hiçbir şey de yoktu. Heyecanla açtı zarfı Cenk. Okuduğunda ise gözlerine inanamadı. Gelen yazıda kendisinin ertesi sabah tahliye edileceği yazıyordu. Yani mahkumiyeti sona erecekti. Hem de sabah. Önce gördüğü rüya geldi aklına, sonra derin bir nefes aldı ve, “Allahım ne büyüksün sen” dedi…

--Şoku atlatır atlatmaz, gelen karar hakkında biraz düşündü. Bu daha önce, yatmakta olduğu Cezaevinde hiç tecrübe edilmemiş bir şeydi. Cezaevindeki koğuş arkadaşları da şaşkındı. Öyle ya ,daha önce hiçbir mahkuma böyle vaktinden evvel tahliye yazısı gelmemişti. Diğer mahkumlar içinde ümit olmuştu bu karar…

--Ama temkinliydi yine de Cenk. Temkinli olmakta da haklıydı hem. Çünkü Almanlar tahliye ettikleri çoğu kişinin sevincini, sonrasında kursaklarında bırakmış, hemen Cezaevinin kapısında başka bir karar veya suçtan dolayı tekrar gözaltına alıp sonra tekrar içeri atmışlardı. Evine varıncaya kadar da emin olamayacaktı bunun yine böyle bir oyun olup olmadığından. Anne babasına da o ana kadar haber vermeyecekti. Bir daha üzülmelerine müsaade etmeyecekti…

--Ertesi sabah, endişeleri yersiz çıkmış ve işte çok şükür serbest kalmıştı sonunda…

--Atladı hemen bir taksiye, doğru eve…Kapının zilini çaldı…Gördüğü rüyayı müjdeleyecekti babasına…

--Kapıyı açan İsmet Baba’ydı…Can yavrusu, kalbi, yaşam sebebi karşısındaydı. Gözlerine inanamıyordu İsmet Baba. Yutkunamamıştı bile. Bu bir rüya mıydı? Yoksa bir rüyamı getirmişti oğlunu eşiğe..

--”Hatice…Koşşş...Oğlummmmmm “  dedi ve yığıldı birkez daha oracığa…

KİMLER ŞİMDİ NE YAPIYOR?

İSMET ARSLAN….Oğlu serbest kaldıktan bir buçuk sene sonra,2009 yılında Almanya’da hakkın rahmetine kavuştu…”Beni buralarda bırakmayın” vasiyeti üzerine İstanbul’da defnedildi…

CENK ARSLAN….Özgürlüğüne kavuşur kavuşmaz ,eski firmasında tekrar çalışmaya başladı…Alman Hükümetinin onu sınırdışı etme kararına karşı Almanyadaki cevval Türk avukatlarıyla yıllarca sürecek bir hukuki mücadele verdi ve sonunda kazandı. Alman gazetelerinde bu mücadelesi çokça yer buldu. Alman kamuoyunda, Google’da “Cenk A.” başlıklı bir arama yapıldığında rahatlıkla görülebilecek bir çok tartışmalara konu oldu. Benden vazgeç dediği halde kendisinin çıkmasını bekleyen Alman kızı Claudia ile evlendi ve Ceyda ve Lale isminde iki kızları oldu….

İBRAHİM TOKGÖZ………8 yıl hapis yaptıktan sonra, Almanya’da son dönemde yıldızı parlamış olan genç bir Türk avukatının çabalarıyla tahliye edildi. Ardından Alman Devleti tarafından tüm hak ve kazanımları elinden alınarak sınırdışı edildi. Şu an Balıkesir Altınoluk’ta yaşamını sürdürmekte. Türkiye’de evlendi ve Deniz Mikail isminde bir oğlu var

HATİCE HANIM….Rahmetli eşini kaybettikten sonra, oğlu, kızı ve torunları ile Münih’te yaşamaya onlara rehber olmaya devam ediyor…

S. ……….Kendisine gurbette kucak açan teyzesi ve ailesine yaptığı ihaneti ile başbaşa kaldı. Alman yetkililer ona verdikleri vaatleri tuttular ve Almanyada oturma hakkı kazandı...

M............Zor durumda olan arkadaşını bırakıp tüydüğünden beri artık kimse ondan arkasını kollamasını beklemediği gibi ona ne olduğunu da merak etmiyor.

ALMAN GARDİYAN…

--Cezaevine girişinde Alman gardiyanların hazır olduğu bir odaya sokmuşlardı Cenk’i.

--İçlerinden birisi sormuştu.” Hakkında verilen kararı doğru buluyormusun yoksa bu kararla sana  bir haksızlık yapıldığını mı düşünüyorsun?”

--Cenk hiç tereddüt etmeden cevap vermişti. “ Bana elbette haksızlık yapıldı. Burada olmamam gerekiyordu.”

--Bu cevabı alan Gardiyan niyetlerini açık edip ”Demek öyle düşünüyorsun. Bu senin için burada işlerin hiçte iyi gitmeyeceği anlamına geliyor” deyivermişti Cenk’e...

--Cezaevindeki ilk iki senesinde tek kişilik bir hücreye konulmuştu Cenk…

--Ondan sorumlu olan Alman Gardiyan kendisine tıpkı ilk gün söyledikleri gibi hiçte iyi davranmıyordu…

--Her fırsatta Cenk ile alay etmeyi de ihmal etmiyordu…

--“Boşuna ibadet ediyorsun. Allah yok, artık bunu kafana sok. Almanya’da başka yatan mı var senin gibi yalancı şahitlikten. Hem Allah’ın olsaydı sen burada olurmuydun hiç?” diyerek manevi iklimini bombalıyordu her seferinde… Haşa ve Kellâ…

--Gardiyan, bir defasında anne babasının onu görmeye geldiğini haber vermek için hücresinin kapısını açmıştı. Bu sırada Cenk’i yine namaz kılarken gördü. “Annen baban görüşüne geldiler. Aşağıda seni bekliyorlar.” diye seslendi. Cenk ise namazına devam etti. Bunu gören Alman gardiyan kapıyı çekerek tekrar kilitledi arkadan. Cenk ibadetini bitirdikten sonra doğruldu ve kapıya yöneldi. Gardiyana seslendi bir süre. Anlaşılan gardiyan ortalıklarda yoktu…

--İki saat sonra tekrar geldi gardiyan. Açtı kapıyı. Sırf namazını bozmadı diye oğulları, cezalandırıp bekletmişti, evladını bekleyen o iki yaşlı insanı. Onların yanına vardığında beklemekten bitkin düştüklerini farketti. Özür diledi, anne babasından…

--Gardiyanın bu ve benzer aşağılamaları hep devam edip durmuştu, o son güne kadar. Ta ki, Almanyada eşine pek rastlanmayan erken tahliye yazısını, Cenk’e getirene kadar. Gardiyanda çok şaşırmıştı bu duruma…

--“Tahliye oluyorsun… Ne mutlu sana…” deyip giderken tekrar geriye dönmüş ve Cenk’e seslenmişti Alman gardiyan…

--“Biliyormusun… Ben artık senin ibadet ettiğin Allah’ın var olduğuna inanmaya başladım”



Bu yazı 3 ay önce yazılmış

Yorum Yaz


Atilla KIRBAŞ Diğer Yazıları

 


 
  Yazarlar    
Aydın PELİTLİ
Yazılarını incele
Naci KONYAR
Yazılarını incele
İsa ÇOLAKER
Yazılarını incele
Zekai GÖRGÜLÜ
Yazılarını incele
Ülkümen PELİTLİ
Yazılarını incele
Atilla KIRBAŞ
Yazılarını incele
  Sayfalar    
+ İletişim
+ Amasya Tanıtım

  Genel Haberler    
  Amasya Tamimi’nin 99. yılı törenle kutlandı..  
  Orman İşletme Müdürlüğü çalışanları sağlık ta..  
  Amasya Tamimi'nin ilan edilişinin 99. yıldönü..  
  Kayıp olan şahıs ölü olarak bulundu..  
  OKA destekli projelerin sözleşme imzaları atı..  
  Amasya Çöreği ustalarından Galip Doğla’ya Var..  
  Eliaçık: İstikrar bozulursa ilk kaybeden çalı..  
  Suriyeli öğrencilere kırtasiye yardımı..  
  KÖYDES İl Tahsisat Komisyonu toplantısı gerçe..  
  Amasya’da 246.729 seçmen oy kullanacak..  
Tümünü Göster
  Önemli Linkler    
  Amasya Valiliği - ziyaret et  
  Amasya Belediyesi - ziyaret et  
  Aramızdan Ayrılanlar (Vefat) - ziyaret et  
  Amasya Üniversitesi - ziyaret et  
  Amasya Emniyet Müdürlüğü - ziyaret et  
  Amasya Kültür ve Turizm - ziyaret et  
  Amasya Devlet Hastanesi - ziyaret et  
  Amasya Portal - ziyaret et  
  Amasya Nöbetçi Eczaneler - ziyaret et  
  Amasya Kuyumcular - ziyaret et  
  Hava Durumu    

Amasya Hava Durumu
  Döviz Bilgileri    
 
  Yeşilırmak Gazetesi Reklam - İletişim - Kurumsal - Gizlilik İlkeleri
Yeşilırmak Gazetesi | Tüm Hakları Saklıdır © 2000-2013
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz
Tel - Fax : 0358 218 13 85 / Email : yesilirmakgazetesi@hotmail.com
Sitemiz 25 Temmuz 2006'dan itibaren  Ziyaretci Sayacı kişi tarafından ziyaret etmiştir.