28 Şubat 2020 - Cuma / 09:16
Yeşilırmak Gazetesi
 
 
Atilla KIRBAŞ Atilla KIRBAŞ
Yeşilırmak Gazetesinde Yazar.

Mesaj Gönder Tüm Yazıları

AMASYA’DA BİR ALMAN SEYYAH

--Tam da çıkmak üzereyken seslendi, Kitapevinin diğer ucundan Kürşat:

--“Atilla abi, bakar mısın lütfen ? Bu turistin tam olarak ne istediğini anlayamadım.”

--Hemen yanlarına vardım. İngilizce kitaplar soruyordu, genç turist. Sadece klasik okuma serileri vardı raflarda. Oysa o, güncel bir şeyler arıyordu okumak için. İstediğini bulamayınca bana döndü ve “Hazır anlaşabildiğim sizin gibi birisini bulmuşken, bana yardımcı olabilir misiniz? Erzincan’dan henüz geldim şehrinize. Bu akşam burada konaklayacağım. Bu kısa zaman diliminde, nereleri ziyaret etmemi tavsiye edersiniz?”

--Geçmişte, o kadar çok denk gelmişti ki ve o kadar çok alışkındım ki bu tür güzel tesadüflere. Tıpkı, sorular çalıştığı yerden çıkmış talebeler gibi “Takip edin beni o halde” dedim kendisine. Önce ofisimde size bir kahve ikram edeyim. Orada sizin için bir gezi planı yaparız birlikte.”

--Otuzlu yaşların başlarında, oldukça iyi eğitimli, görgülü, saygılı, espritüel, sempatik ve kuvvetli iletişim becerileri olan bir Almandı. Adı da Max Mangold’du. Konuştukça da sıra dışı biri olduğu net anlaşılıyordu.

--Almanya’nın finans merkezi olan Frankfurt şehrinde bulunan hacimli bankaların veri taban ve ağlarının güvenliğinden sorumlu bir mühendisti. İşi 7/24’dü ve çok yorucuydu. Yıllardır talep ettiği izni en sonunda koparmayı başarmış ve motosikletiyle bir dünya turuna çıkarak hayallerinin peşinden koşmuştu. 3,5 aydır yollardaydı ve ardında 24.500 km. bırakmıştı.

--Almanya’dan motor, kask ve sırt çantasıyla başladığı seyahatinde, Avrupa ülkelerini kat ettikten sonra sırasıyla Türkiye ,İran, Pakistan,Çin,Kazakistan,Rusya,Gürcistan ülkelerini dolaşmış ve artık eve dönüşe geçmişti. Tura birlikte çıktığı yol arkadaşı, motoru pert olunca macerasını yarıda kesip Almanya’ya dönmüştü. Max ,  yalnız da kalsa devam etmişti yoluna.

--Gezisinde çektiği fotoğrafları, internet ortamında bulunan blog sayfasında günlük olarak yayınlamaktaydı. Aynı sayfada mevcut bir dünya haritası üzerinde ise, gezi güzergâhını, bulunduğu yerlerden konum atmak suretiyle devamlı güncelliyordu.

--Müthiş gözlem ve deneyimleri olmuştu Max’in. Gezdiği ülkelerin neredeyse tümüne daha önceden gitmiş olmama rağmen, hiç duymadığım enteresan bilgileri benle paylaşıyor, Türkiye ile oraları mukayese ediyor ve ülkemiz ile insanlarını çok methediyordu. Hiçbir yerde kendisini Türkiye’de olduğu kadar güvende hissetmemişti. Anlattıklarıyla da adeta “Çok gezen bilir” tezini kanıtlıyordu.

--Tarihi mekânları ve Amasya Kalesini dolaşması bitince, kendisiyle akşam üstü tekrar buluştuk. Amasya’dan çok etkilenmişti. Ona şehrimizin tarih ve kültürü ile ilgili birçok bilgi verdim. Sabırla ve merakla dinledi anlattıklarımı. Hele ki kendisine , tarihçiler tarafından Almanların atası olduğu kabul edilen Hititlerin, M.Ö. 1200-1400 yılları arasında Amasya’da egemen olduğu bilgisini verdiğimde, şaşkınlığı hakikaten görülmeye değerdi.

 --“Haydi şimdi birlikte yukarıya, Çakallar mevkii’ne çıkalım. Oradan da güzel Amasya kareleri alırsınız.” dedim .”Memnuniyetle” dedi.

-- Fotoğraflarını çekti keyifle Max. Gün akşam olmuş, yemek vakti de gelmişti. Misafir rızkıyla gelir derler ya. Biraz utansa da kırmadı bizi, oturdu soframıza. Kısmetinde, soğuk yaz çorbası, pastırma ve bol sarımsak yoğurtlu kabak dolması başta olmak üzere Türk mutfağının birçok lezzetleri vardı. Yemeğin sonunda ,“Bu misafirperver aile, harika Türk yemekleri ve müthiş Amasya manzarası için sizlere müteşekkirim” dedi Max. Gözlerinin içi gülüyordu adeta. Misafirimiz mutlu olunca, eh bizde mutlu olmuştuk haliyle.

--“Haydi Max..Durmak yok. Şimdi de köye, bağ evine gidelim.” dedim. Macera ruhlu seyyah Max, dünden hazırdı teklifime. Az sonra, şehre on kilometre mesafede, Samsun yolu üzerindeki Duruca köyüne varmıştık bile. Semaver çayını içip, sohbetler edip ayrılırken oradan, kendisine “benim bir kızımda gurbette, sizin memlekette” diyen annemin elini, tıpkı bir Türk genci gibi öpmesi de o gecenin bir diğer güzelliği olmuştu.

--Hemen köyün yukarısındaki bir kaz çiftliğindeydik şimdi de. Köylülerimizle beraberdik. Onlar içinde değişik bir tecrübeydi, gece vakti bir Almanın köylerini ziyareti. Sohbet devam ederken, köyün sivrileri akın etmişti Max’in koluna bacağına. Ona bir “hoş geldin partisi” veriyorlardı adeta .”Anlaşılan sizin köyün sivrisinekleri, uzun zamandır gözlerini ufka dikmiş, bir Alman turistin köye gelmesini bekliyorlarmış” dediğinde ortalık kahkahaya boğulmuştu. Saat oldukça geç olmuştu ve artık gitme vaktiydi. Vedalaşarak ayrıldık köylülerimizden…

--Şehre dönüş yolunda, ”Sayenizde ne kadar güzel bir gün geçirdim. Ne güzel anılarım oldu. Çok teşekkür ederim size. ” dedi Max. Ben de kendisine “ Asıl sen, bizim sıradan bir günümüzü renklendirdin. Bizde sana teşekkür ederiz “ dedim.

--“Dikkatimi çekti” dedi ve ekledi Max.  “Siz  Türklerin, aile bağları ne kadar kuvvetli. Bunu bu akşam siz ve ailenizle bir kez daha net anladım. Biz de durum maalesef böyle değil” .

 --Konaklayacağı Oteline vardığımızda artık bay Max Mangold ile ayrılma vakti de gelmişti.

--“Sizi ve ailenizi Frankfurt’a misafirim olarak bekliyorum. Bundan büyük onur duyacağım “ dedi Max . Bize düşense, bu davete içten bir “inşallah” demek oldu. Ve vedalaşarak ayrıldık Alman misafirimizle…

--Ertesi gün sabah saatlerinde ofiste tekrar işe güce koyulmuştuk. Kapımız çaldı. Bu henüz oldukça erken olan vakitte gelen kim olabilirdi ki? Bak sen, gelen yine Max’di. Bu kez tepeden tırnağa, motorcuların giydiği simsiyah deri bir kıyafet içerisindeydi. Tıpkı dünkü gibi, gözlerinin içi gülüyordu. Elinde, üzerinde güzel çiçekler olan bir küçükte bir saksı vardı.

--“Atilla, hani sen bana dün akşam, bizim günümüzü renklendirdin demiştin ya. Lütfen bu çiçeği kabul edin ve beni misafir ettiğiniz evinizdeki bir köşeye, o renklerin bir sembolü olarak koyuverin” dedi…

--Tüm ofis çalışanları, Max’in bu zerafet ve nezaketinden çok etkilenmişti. Motorsikletini aşağıda bırakmıştı ve hemen de yola çıkmak zorundaydı. Onu uğurlamak için aşağıya indiğimizde, motorunun önünde toplanan Kocacık Çarşısı esnafı, meraklı gözlerle bize doğru bakmaktaydı. Max’i kendileriyle tanıştırıp, dünkü günden kısaca bahsedince, onlarda bu sevimli misafirimizi el sallayarak uğurladılar.

--Bu yazıyı kaleme alırken, hediye ettiğin çiçek tam da karşımda duruyor ve evimize renk katmaya devam ediyor Max… Yolun ve ufkun açık olsun…

 



Bu yazı 1 yıl önce yazılmış

Yorum Yaz


Atilla KIRBAŞ Diğer Yazıları

 


 
  Yazarlar    
Aydın PELİTLİ
Yazılarını incele
Naci KONYAR
Yazılarını incele
İsa ÇOLAKER
Yazılarını incele
Zekai GÖRGÜLÜ
Yazılarını incele
Ülkümen PELİTLİ
Yazılarını incele
Atilla KIRBAŞ
Yazılarını incele
  Sayfalar    
+ İletişim
+ Amasya Tanıtım

  Genel Haberler    
  Yavru Kuzuyu Elleriyle Besledi..  
  Başkan Sarı’dan Genel Başkan Taşlıçay’a Ziyar..  
  Amasya Defterdarlığı'ndan Başkan Kırlangıç'a ..  
  Vali Eşleri ve Koruyucu Ailelerle Bir Araya G..  
  Ülkü Ocaklarından “Hocalı Katliamı” Konulu Ko..  
  Can Dostlarımızın Minik Ziyaretçileri..  
  Denetimler Yıl Boyunca Devam Edecek..  
  Başkan Sarı, Berber ile Dünya Gündemini Değer..  
  Rahmet Mevsimi Üç Aylar..  
  Bozulan Yollarda Kumlama ve Yol Genişletme Ça..  
Tümünü Göster
  Önemli Linkler    
  Amasya Valiliği - ziyaret et  
  Amasya Belediyesi - ziyaret et  
  Aramızdan Ayrılanlar (Vefat) - ziyaret et  
  Amasya Üniversitesi - ziyaret et  
  Amasya Emniyet Müdürlüğü - ziyaret et  
  Amasya Kültür ve Turizm - ziyaret et  
  Amasya Devlet Hastanesi - ziyaret et  
  Amasya Portal - ziyaret et  
  Amasya Nöbetçi Eczaneler - ziyaret et  
  Amasya Kuyumcular - ziyaret et  
  Hava Durumu    

Amasya Hava Durumu
  Döviz Bilgileri    
 
  Yeşilırmak Gazetesi Reklam - İletişim - Kurumsal - Gizlilik İlkeleri
Yeşilırmak Gazetesi | Tüm Hakları Saklıdır © 2000-2013
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz
Tel - Fax : 0358 218 13 85 / Email : yesilirmakgazetesi@hotmail.com
Sitemiz 25 Temmuz 2006'dan itibaren  Ziyaretci Sayacı kişi tarafından ziyaret etmiştir.