24 Eylül 2017 - Pazar / 20:45
Yeşilırmak Gazetesi
 
 
Naci KONYAR Naci KONYAR
Yeşilırmak Gazetesinde Yazar.

Mesaj Gönder Tüm Yazıları

"ANKARA TAYFASI"

         Bu ülkede “Bize ne” demememiz gereken o kadar çok şey yaşanıyor ki… Bize ne demeyip fikrini serdedenlerin sözleri söyleyenin şahsına, değerine göre mana buluyor, tat kazanıyor. Halk müziği sanatçımız Sümer Ezgü’nün söyledikleri bu cinsten…

         Belçika’da yaşanan bir olayla açıklayalım. Brüksel şehrinde vatandaşımızın biri lokanta açıyor. İsmini “Sultan Kebap” koyuyor. Belçikalı kadınlar ellerinde pankartlarla gelip “Sultan Kebap” ismini protesto ediyorlar. Kendi dillerine uygun olmayan “Sultan Kebap” levhasının kaldırılmasını istiyorlar.

         Fransızların meşhur romancısı Balzac “Millet, edebiyatı olan topluluktur.” Der. Milletin şahsiyetini edebiyatı belirler. Edebiyatın malzemesi dildir. İnsanın asaleti dilinden anlaşılır.

         Dildeki yozlaşma edebiyata zarar verirken, musikide ki bozulma türkülerimize, şarkılarımıza zarar veriyor ve dolayısıyla sosyal hayatımıza…

         Belçikalı kadınların kendi dillerine sahip çıkma noktasında göstermiş olduğu hassasiyeti biz bu topraklarda yaşayan fertler olarak dinlediğimiz musikide kullanılan dil rezaletine, dil sefaletine gösteremedik.

         Şükürler olsun Türk Halk Müziği sanatçımız Sümer Ezgü bu konuda yüreğimize su serpen birkaç söz söyledi de ferahladık.

         Gerçekten Sn. Ezgü’nün söylediği gibi kültür ve sanat festivali(!) adı altındaki etkinliklerde belden aşağı sözlerin olduğu bir müzik yapan “Ankaralı Tayfası” ile karşı karşıyayız.

         Adını yazmaktan hicap duyduğumuz sözler içeren sözde oyun havalarının çalındığı düğünlerimizde sahnede karşılıklı göbek atan insanlarımızın utanarak ve sıkılarak dinlemek zorunda bırakıldığı bu yoz müzik düğünlerimize, ailelerimize, kültürümüze yakışmıyor.

         Biz ki çocuklarını ninniyle büyüten, türküyle evlendiren, askere oyun havaları çalarak gönderen bir milletiz.

         Bu tür müziklerin aile gibi kutsiyet ifade eden bir törende çalınmasına Sümer Ezgü’den gayrı durun diyecek bir yetkili yok mu? Bu kaygısız, eksensiz, orijinsiz başıboşluğa kim son verecek…

         Ankara gibi Cumhuriyetin kuruluşunun şehri bahtiyarlığını yaşayan, milletvekilleri, bürokratların ve bilumum devlet zevatının bulunduğu başkentimizin adının bu tür bir müzikle anılmasından Sümer Ezgü’den önce Ankaralı aydınların rahatsızlık duyması ve tepki koyması beklenirdi.

         Ya sizler bu tür yoz müzik yapıp şöhret olduğunu sanan “Ankaralı Tayfası” Barış Manço’nun cenazesinde toplanan kalabalığı, Müslüm Gürses’in cenazesinde yaşanan izdihamı görüp bir ders çıkarmayı düşünür müsünüz? Bu milletin Müslüm Gürses’e ve Orhan Gencebay’a “Baba” makamını vermesi sevgi tezahürüdür.

         Ankara havaları bir müzisyen için çöküşün en tiksindirici belgesidir. Bu havaların düğünlerde, festivallerde yayınlanması sadece müzik severlere değil, sanatçıların kendilerine de ihanettir. Başkente de ihanettir. Sanatçı sadece cebine giren paraya bakan bir esnaf değildir.

         Rahmetli Serdengeçti yıllar önce bugünkünden daha temiz diyebileceğimiz türkülerimiz ve müziğimizi bayağılaştıranlar için; “Aşağılık adamlar, ayak takımları, zevklerimizi de aşağılara çektiler. Aşağılara düşürdüler” diyerek köksüzlüğün, ruhsuzluğun her şeyimizi istila ettiğinden dert yanmıştı.

         Konfüçyüs öleli asırlar geçmiştir ama teşhisi doğru çıkmıştır: “Bir toplumda müzik bozulmuşsa, o toplumda pek çok şey de bozulmuştur.”

         Musiki ile ilgili olarak İstanbul denince aklıma konaklar, köşkler, Boğaziçi yalıları gelir. Ve hayal dünyamda o konaklarda bir tamburun çalındığını, neyin inlediğini, kanunun tıngırdadığını, bir udun mırıldandığını, bir def’in usul tutarak hanendelerin şarkılar söylediğini, sazendelerin de saz seslerini duyar gibi olurum.

         Bedri Rahmi “Ne zaman bir köy türküsü duysam şairliğimden utanırım” diyor. Biz de ne zaman bir Ankaralı namıyla maruf bir sanatçının belden aşağı sözlerini içeren şarkılarını duysak musikiden utanıyoruz.

         Şairler sultanı Necip Fazıl bizim bu kadar satırda söylemek istediklerimizi iki cümlede hülasa ediyor;

                   Cemiyet, Ah cemiyet, yok edilen ruhuyle;

                   Ve cemiyet, cemiyet yok eden güruhiyle…

         Ses ve söz birbirinden ayrılmayan birbirine muhtaç iki ilahi kudret. Ve bunların ahenginden doğan ruhumuzun gıdası musiki… Ses ulvi… Söz süfli ahenk olur mu?...

 

          

           



Bu yazı 4 yıl önce yazılmış

Yorum Yaz


Naci KONYAR Diğer Yazıları

 


 
  Yazarlar    
Aydın PELİTLİ
Yazılarını incele
Naci KONYAR
Yazılarını incele
İsa ÇOLAKER
Yazılarını incele
Zekai GÖRGÜLÜ
Yazılarını incele
Ülkümen PELİTLİ
Yazılarını incele
  Sayfalar    
+ İletişim
+ Amasya Tanıtım

  Genel Haberler    
  Vali Varol, Suluova Et Entegre Tesislerinde i..  
  Ahilik Haftası kapsamında İlçe Esnaflarına zi..  
  Maaşları Türkiye Kamu-Sen yükseltti, Memur-Se..  
  Sanayi sitesi esnaflarına Ahilik Haftası ziya..  
  MEB, üç bilinmeyenli denklemle karşı karşıya..  
  Yol yapım ve asfaltlama tüm hızıyla sürüyor..  
  Belediye Başkanı Özdemir’e ilköğretim haftası..  
  19 Eylül Gaziler Günü törenle kutlandı..  
  Amasya protokolü ve gaziler kahvaltıda bir ar..  
  Gaziler, destansı tarihimizin yaşayan abidele..  
Tümünü Göster
  Önemli Linkler    
  Amasya Valiliği - ziyaret et  
  Amasya Belediyesi - ziyaret et  
  Aramızdan Ayrılanlar (Vefat) - ziyaret et  
  Amasya Üniversitesi - ziyaret et  
  Amasya Emniyet Müdürlüğü - ziyaret et  
  Amasya Kültür ve Turizm - ziyaret et  
  Amasya Devlet Hastanesi - ziyaret et  
  Amasya Portal - ziyaret et  
  Amasya Nöbetçi Eczaneler - ziyaret et  
  Amasya Kuyumcular - ziyaret et  
  Hava Durumu    

Amasya Hava Durumu
  Döviz Bilgileri    
 
  Yeşilırmak Gazetesi Reklam - İletişim - Kurumsal - Gizlilik İlkeleri
Yeşilırmak Gazetesi | Tüm Hakları Saklıdır © 2000-2013
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz
Tel - Fax : 0358 218 13 85 / Email : yesilirmakgazetesi@hotmail.com
Sitemiz 25 Temmuz 2006'dan itibaren  Ziyaretci Sayacı kişi tarafından ziyaret etmiştir.